
NECİP FAZIL KISAKÜREK
Necip Fazıl Kısakürek’i sağlığında yüzyüze tanımadım, kitaplarının tümünü okudum. 1985 yılıydı sanıyorum Doçent Ali Çaksu’yla Eyüp Sultan’daki kabrini ziyarete gittik, bir Bayram sabahıydı. Necip Fazıl Bey’in kabri yakınlarında Mareşal Fevzi Çakmak’ın da kabri var, o taraftan ufak tefek bir Zat yaklaştı bize, Selam verdi, Kendisini tanıttı; ‘Küçük Hüseyin Efendi’ derler bir Şeyh’miş. Fatih Sultan Mehmed Han’ın Türbedarı Amiş Efendi’yle de tanışmıştım ama bu Zat Amiş Efendi’den de kısa boylu. Biz aramızda sohbet ederken bir de baktık ki; Necip Fazıl Kısakürek’in benzeri birisi de kalabalık bir Aile içerisinde yokuş yukarı bize doğru gelmekteler. Meğer Necip Fazıl Kısakürek’in Oğlu Ömer Kısakürek, Mehmet Kısakürek, Sedat Kısakürek ve Valide Hanım Neslihan Kısakürek ile Kısakürek Ailesi’ymişler. Müşerref olduk, Küçük Hüseyin Efendi miydi O Zat diye sordular!!!…
Necip Fazıl Kısakürek’in tüm çevresini tanıdım; her birini isim isim saymayacağım, o kadar çok ki!… Ahmet Kabaklı’yı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tanıdım; güleryüzü ve tevazuu ile gerçek bir El-Aziz’liydi!… Mustafa Yazgan’ı Karamürsel’deki evinde ziyaret ettim; hasbi ve güzel bir Ayntab’lıydı!… Profesör Muhammed El-Harb dahi Necip Fazıl Kısakürek’in bir talebesi kabul ediyordu Kendisini; aslen Mısır’lıdır!… Necip Fazıl Kısakürek’in sadık izcisi Salih İzzet Erdiş’in (Mirzabeyoğlu) bana söylediği bir tesbiti buraya aktarmak isterim; ‘İslami kesimde çıkan her edebiyat dergisi bir öncekine ihanetin ilamıdır ve hepsinin menşei Büyük Doğu Mecmuası’dır!’.
SEZAİ KARAKOÇ
Sezai Karakoç ile Laleli Koska’daki Kıraathane’de tanıştım 1983 yılında, Tercüman Gazetesi’nin ‘Pehlivan Tefrikacısı’ Murat Sertoğlu da aynı Kıraathane’de nargile içerdi:)
Sezai Karakoç’un Diriliş ekolüne ait tüm eserlerini okudum; Ruh ile kaleme dökülmüş, nakış nakış işlenmiş görürüm eserlerini!… Sezai Ağabey’e hürmet ve muhabbetim bir Ermiş nazarıyladır!!! Çağımızın Mevlana’sıdır!!! Diyarbakır Ergani’lidir Sezai Ağabey.
Sezai Karakoç’un tanıştırdığı bir Diriliş neferi var ki adını zikretmeden geçmek vefasızlık olur; Kamil Eşfak Berki, Yalova’lı, Mecelle Şarihi Ali Himmet Berki’nin torunudur; diye takdim etmişti Sezai Ağabey. Diriliş emekçisi!!!
Sezai Karakoç mümini olduğu davasına ölümüne sadık bir İnsan. Kabe-i Muazzama’da dualar ettim Sezai Ağabey için El-Muizz olan Zat’a!!!… Bediüzzaman Said-i Nursi, Hasan El-Benna, Abdülkadir Al-Avdeh, Profesör Seyyid Kutub, Ebul-Ala El-Mevdudi, Dr. Ali Şeriati, Hafız Abdüssamed, İmam Humeyni ve daha niceleriyle Kabe’de Diri olarak yüzyüze gelmişsek Diriliş ekolünün bu Ruh işçisiyle de dua ettiğim Makam-ı İbrahim’de görüşeceğimize inanıyorum İnşaAllah.
NURİ PAKDİL
Nuri Pakdil’i 1987 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki odasında ziyaret ettim, DPT Mescidi’nde namazdaki Huzur’unu temaşa ettim. Nuri Pakdil kor gibi bir imanın sahibi; klas bir İnsan!!! Hz. Muhammed sav ile müşerref olsanız Efendimiz’in asaleti, sükutu ve vakarı karşısında da aynı radikal iman kalesini görürsünüz!!!…
Nuri Pakdil hakkında söz söylemeye daha ehliyetli ve yakın olan kimseler var; Profesör Beşir Atalay, Sezai Uğurlu, Fatih Yurdakul gibi…
Edebiyatı hakkında da söz etmek benim haddim değil; ancak Enis Batur ile bir sohbet esnasında ben sormuştum Enis Batur’a Nuri Pakdil hakkındaki düşüncelerini; ‘türkçeyi en iyi kullanan yazar’ diye bahsetmişti.
CEMİL MERİÇ
Cemil Meriç’in ne büyük bir entelektüel olduğunu en iyi Kızı Profesör Ümit Meriç bilir herhalde; gözlerinin ışığını kitap okuyarak bir mum gibi eriten Aydın için ne denilebilir ki!!! Cemil Meriç’in Üsküdar Yeni Valide Camii’nde cenaze namazına iştirak edebildim sadece. Sağlığında 1983-4 yıllarında Ruhani bir diyaloğum oldu sadece Melekut vasıtasıyla; ‘Göklerin Melekutu’nun hep Ak Sakallı olduklarını ve Cemil Meriç’in de sakal bırakmasını!’ istedim. Kızı Ümit Meriç’in de tesettüre girmesini talep ettim. Melekut bana mesajın iletildiğini söylediler; ‘reaksiyon ne oldu?!’ diye sordum. Cemil Meriç’in herhangi bir yorumda bulunmadığını, Kızı Ümit Meriç’in ise ‘ne enteresan, değil mi Baba!’ diye reaksiyon verdiğini bildirdiler.
MEHMET AKİF İNAN – ALAADDİN ÖZDENÖREN
1980-90 arası yıllardı, Tarihçi Mustafa Müftüoğlu’nun tavsiyesiyle Ankara’daki Necip Fazıl Kısakürek’in talebelerini ziyarete gidip geldim. Ankara Balgat’taki Fen Lisesi lojmanlarında Mehmet Akif İnan’ı ziyaret ettim evinde; Aladdin Özdenören de alt kattaydı ama Felsefe öğretmeni Alaaddin Özdenören’in kafa kıyak olduğundan akşamdan kalma olup durumu müsait değildi ve tanışmak emeklilik sonrası Balıkesir’e yerleşmesiyle mümkün olabildi. Alaaddin Özdenören’e Balıkesir’i bira ara danışmanlığını da yaptığı Turgut Özal tavsiye etmiş, ‘bana Turgut Özal bahsetti Sen’den’ demişti. Mehmet Akif İnan aslen Urfa’lı, iman ve gönül adamıydı. Kendi ifadesiyle; ‘Necip Fazıl’ın mahrem Dost Meclisi’ndenim; Üstad Ankara’ya gelince önce bizi bulur, böyle nitelendirirdi!’ diye anlattı. Mehmet Akif İnan ikramperver bir İnsandı; herhalde aşçılık hüneri de olmalı ki bana mutfakta Kendi yaptığı ‘baklalı etli enginar yemeği’ ikram etti, nefis bir lezzeti vardı!!!
Alaaddin Özdenören Rasim Özdenören’le ikizler. Alaadin Özdenören hep ayyaştı fakat bir o kadar da vefalı bir Arakadaş’tı! Balıkesir Devlet Hastanesi’ne beni defalarca ziyarete gelmiş ve her defasında da bulamayıp kilometrelerce yürüyerek evine geri dönmüş!!! Birgün evimdeki telesekretere biri not bırakmış, ingilizce konuşarak karşılayan telesekretere biri; ‘I am good!’ diyor, ödüm patladı, bu da ne yahu!!! diye tekrar tekrar dinledim:) Alaaddin Özdenören’le görüşünce söyledi; evini aradım, ingilizce telesekreter çıktı!!! deyince konu anlaşıldı!!! Alaaddin Ağabey’in kafa kıyak tabii, ingilizce konuşmaya çalışmış; ‘Ben iyiyim!’ diyor:) ‘I am good!’…
Hiç unutmam, birgün Balıkesir’de Alaaddin Özdenören’le yürüyoruz; bankamatikten emekli aylığını çekmek için benden yardım istedi. Dedim; ‘Abi, Senin kafan kıyak, bu şifre filan ister; hatırlayamazsın şifreni!!!’ deyince bana kararlı bir şekilde dedi ki; ‘Şifremi asla unutmam!!! Şifremi unutmam mümkün değil!!!’. ‘Nasıl yani?!’ dedim. ‘Derin bir nefes çekti ciğerlerine; 1514 dedi!!!’. ‘Emin misin?!’ dedim; ‘Tabii eminim!!!’ dedi Alaaddin Özdenören; ‘Çaldıran Zaferi!!!’ demez mi:) ben güldüm; O’nun da göz küreleri kaydı ve muzip gülümsemesiyle hafifçe güldü:)
Alaaddin Özdenören anlattı, Balıkesir Bahçelievler’de sel basan evinde sohbet ederken; ‘Maraş’tan İstanbul’a öğrenci olarak gelmişim, Kadıköy tarafında oturan Necip Fazıl Kısakürek’i ziyarete gittim, tanışmaya!’ dedi. ‘Üstad benden dondurma istedi; ben de sokağa çıkıp gördüğüm bir pastahaneden dondurma alıp getirdim!’ dedi. Üstad dondurmayı tadınca fitil oldu, bütün öfkesiyle bana; ‘Biz adamı Maraş’a gönderiyoruz, adam Roma’ya gidiyor; bu ne rezalet böyle!!!’ diyor:)
Alaaddin Özdenören’in evinde oturuyoruz, ikramı gani!!! Televizyon açık, İstanbul Belediye Başkanı Siirt Mitingi’nde konuşurken bir de şiir okuyor; ‘Minareler süngü, Kubbeler miğfer, Müminler asker!!!’… Alaaddin Özdenören kıyak kafayla; ‘atma Recep, din kardaşıyız!’ deyip muzipçe gülümsedi:)… Alaaddin Özdenören’in vefatı üzerine Recep Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatıyla Alaaddin Ağabey’le oturduğumuz eve taziye ziyaretine geldi!!!
Alaaaddin Özdenören şimdi evimizin karşısındaki Başçeşme Mezarlığı’nda medfun!!!
Bir garip öldü diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin…
Dr. Ömer Nasuhi Bildik
3 Mayıs 2015
– Haber Lotus –
HLotus