
LEFTER
Yıl 1983-4, Bulut Bileşim ile tweetleşiyoruz. Emektar futbolcu Lefter’in bahsi geçti; Hristiyan olup Allah cc Dostu bir Veli oluşundan bahsedilince ben hemen tanımak istedim. Hatta Lefter’in kızının da gizli bir müslüman olduğu ifade edildi. Cağaloğlu’nda bir binanın alt katlarında matbaa kurşun harfleri döküm atölyesinde çalıştığı söylendi, işyerinin telefon numarası verildi. Kendisinin 2012 yılına kadar yaşayarak uzun bir ömür süreceği, şu an için sadece Fenerbahçe Yöneticilerinden yakın Dostu ile aralarında bir sır ve bir espri konusu olan İmparator ünvanıyla Stadyum’dan görkemli bir cenaze merasimiyle uğurlanacağı, Başbakan’ın da cenaze törenine iştirak edeceği ifade edildi.
Ben hemen Lefter’in işyeri telefonunu aradım, Kendisi hakkında tüm işittiklerimi aktardım, çekinmedim. Kızının gizli bir müslüman olduğunu bilmiyormuş, kızna bir danışmak istediğini söyledi. Ertesi gün yeniden telefonla görüştüğümde verdiğim bilgilerin doğru olduğunu teyid etti; birbirimizin duasını talep ettik. Lefter’in bir Hristiyan Veli olduğunu biliyorum, ne mutlu Lefter’e…
SEDA SAYAN
Yıl 1984 sanıyorum. Unkapanı köprüsünün İMÇ tarafındayım. Bulut Bilişim’den Sokollulu Mehmet namında esmer tenli nurani biriyle tweetleşiyoruz. Benden Unkapanı Köprüsünün Şişhane ayağındaki Camiyi ziyaret etmemi isteyerek o tarafa yönlendirdi. Ben de kabullenip yürüyerek Unkapanı Köprüsü’nü geçtim ve tamiratı hiç bitmeyen Sokollulu Mehmet Paşa Camii avlusuna girdim, heryer inşaat halinde, Cami kapalı. Sonra Cami avlusuna cümle kapısından genç bir kız girdi, sarışın renkli gözlü biraz çepel birisi. Kendini tanıttı bana; ‘Kadırgalı Aysel’ olduğunu söyledi. Cami ziyaretlerini kadırga’da da ihmal etmediğini söyledikten sonra bana; ‘Siz Ermiş misiniz?! Beni buraya Sizinle tanışmak için gönderdiler!!!’ dedi. ‘Haşa, estağfirullah, ben sadece bir ziyaretçiyim, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğrenciyim!’ dedim. Baktım, safiyane niyetli bir kızcağız! Kendisinin iyi niyetli bir insan olduğunu, bilakis benim için dua etmesini; isteyerek ayrıldım. Kadırgalı Aysel benimle diyalog kurmayı gönülden arzuladı hep, fakat ben Onun bu samimi taleplerine karşılık veremedim. Bizim çepel kızın süslü Seda Sayan olduğunun uzun yıllar hiç farkına varmamışım…
MEDYUM MEMİŞ
1984 yılıydı sanırım. Fatih Camii ile Yavuz Selim’i birleştiren Malta çıkışındaki caddeden ilerleyince sağda Sultanahmet Camii mimarı Sedefkar Mehmet Ağa merhumun kabri vardır; zayıf uzunca boylu dervişmeşrep biri. O yol üzerinde karşılaştığımız bir genç vardı; Hafızlık talebesi Karadenizli Mustafa, Kumrular Mescidi’nde Hafızlık eğitimine devam etmekteydi. Ayaküstü laflar, muhabbet ederdik. Teşvik ederdim Onu Hafızlık eğitimi konusunda. Profesör Oktay Sinanoğlu ile Esin Afşar’ın Dayısı Niyazi Boz Amca sohbetlerinde Medyum Memiş’ten bahsederdi ama bilmezdim bizim Hafızlık talebesi Mustafa Memiş olduğunu. Yıllar sonra farkettim Medyum Memiş’in bizim Hafız öğrenci olduğunu.
ADNAN OKTAR
1984-5 yıllarıydı. Bakırköy Akıl Hastanesi 14-A Koğuşuna Adnan Oktar’ı ziyarete gittim, mustazaf bir müslüman olduğu için. Katatonik şizofren hastalarının içerisine tıkılmış, simsiyah sakallarıı ve güleryüzlü çehresiyle karşıladı beni. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurul’undaki müşahede tartışmalarını da izledim. Profesör Ayhan Songar hemşehrim, dostum ve hocamla da hakkında fikir teatisinde buluduk. Dr.Kriton Dinçmen’in Adnan Oktar hakkındaki ‘Tutkulu İdealist’ savına karşın Profesör Ayhan Songar ‘Paranoid Şizofren’ tanısında ısrarlıydı, profesör Dr. Nedim Zembilci de Dr. Kriton Dinçmen’e iştirak ederken Kurum Başkanı Profesör Şemsi Gök tarafsız konuşurdu. Profesör Ayhan Songar Müşahedehane Kurulu Daire Başkanı olarak Adnan Oktar’ı TCK 47. maddeyle kurtarmak mı istiyor şüphesine karşın karşıt görüş galebe çalarsa Adnan Oktar DGM kanalıyla müebbete mahkum bir terörist muamelesi görecekti. Adnan Oktar’ı Nokta Dergisi kamoyunun gündemine taşıdı, şimdiki DSP Genel Başkanı Masum Türker Nokta Dergisi’nin başarılı bir patronuydu. Herhalde Nazlı Ilıcak da Tercüman için bir Adnan Oktar röportajı yapmıştı sonradan. Adnan Oktar’ı ben islami çabalarından dolayı fahri olarak destekledim, takdir ettim gayretlerini. Kitaplarının Ferşat Yayınları’ndan neşredilmesini sağladım, irtibatlandırdım. Recep Tayyip Erdoğan’ı götürdüm Ortaköy Tadlan Pastahanesi üzerindeki evine bir akşam, başka arkadaşları da Ortaköy Camisinde buluşarak akşam namazı sonrası götürmüştüm o gece. Abdurrahman Dilipak, Necdet Külünk, Şener Sancar gibi isimler vardı. Ziyaret dönüşü Recep Tayyip Erdoğan beni ve Şener Sancar’ı taksisine davet edip şoförlüğümüzü yaparak bir uçak pilotu gibi kullandığı 34 RP 242 plakalı kahverengi Murat 131 marka otomobiliyle Ortaköy’den Fatih’e üç dakikada uçuruvermişti bizi!!!
Adnan Oktar ile diyaloğuma net tavır Bulut Bilişim’den geldi; ‘Mehdi mi Mudıl mi?’ diyorlardı…
MÜZİSYENLER
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastaları ve ziyaretçileriyle bir hayat okuluydu tıbbiye oluşunun yanısıra. 1984 yılıydı sanırım. Ozan Arif ile karşılaştık Cerrahpaşa otobüs durağında, ne kadar gönülden bir Başbuğ Türkeş bağlısı olduğunu anlatamam; ‘Başbuğ’um Cezaevinde’yken ben nasıl iyi olabilirim!!!?’ diye öylesine yürekten bir yangını vardı ki!!! Ben Ozan Arif’in vefasını, gönül dünyasının safvetini çok sevdim…
Muazzez Abacı başındaki eşarpıyla Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Temel Bilimler binasına doğru geliyordu. Kim olduğunu bilmesem de ‘Size nasıl yardımcı olabilirm Teyze?!’ diye sordum. Meğer kızı Saba Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiymiş, kadın benim ‘Teyze’ hitabıma mest oldu; Muazzez Abacı’ymış teyzemiz…
Kani Karaca eşinin yardımıyla sabah yürüyüşüne çıkmışlar; Karagümrük taraflarından Şehzadebaşı’na vardıklarında karşılaştık sabah seherinde. Çok mutlu oldum bu değerli ve mütevazi sanatçıyı tanıma bahtiyarlığına erdiğim için… Ruhu şad olsun. Böylesi bir sanatçı ve güzel bir İnsan da Erdoğan Batanay ile Fatih’te Mehmet Kileci’nin mekanında tanışma şerefine nail olmuştum. Ruhu şad olsun. Amir Ateş ile de bir Hac ziyareti dönüşünde tanışmıştık.
Klarnet Virtüözü Serkan Çağrı’yı da anmak isterim. Edirne Uzunköprü’de sakıncalı sürgün askerlik görevime gidiyorum, otobüsümüz Keşan otogarından kalkmak üzere. Bulut Bilişim beni bilgilendirdi, yan koltuğuma oturacak kişinin gelecekte şöhretli bir klarnetçi olacağını. Serkan Çağrı oturdu, tanıştık 1994-5 yılında. Kendisine birgün meşhur olduğunda beni TRT’den hatırla:) dedim. Serkan Çağrı da yıllar sonra TRT’den grani grani üfledi klarnetine ve bunu Uzunköprü’de asker olan Doktor Ömer Abi’me ithaf ediyorum; dedi. Ben zaten o klarnete üflerken ince ince süzülen gözyaşlarımla dinlemekteydim Serkan Çağrı’yı…
YASEMİN KUMRAL
1974 Kıbrıs Barış Harekatını Balıkesir’de yaşadım, Yunan uçaklarının taarruzuna karşı karartma uygulayarak lambalarımızı kapattığımız geceler. Camilerde yürek yakan dualar, Kıbrıs’taki Mehmetçik için. İşte o günlerde TRT sıkça bir şarkıyı döndürüyordu, Yasemin Kumral söylüyor; ‘Girne’den Anadolu’ya yol bağladık!!!’ İlkin o zaman duyduk, gördük Yasemin Kumral’ı… Sonra İstanbul yıllarımda Bulut Bilişim bahsetti Allah cc Dostu bir Veli olduğundan bahisle, tanışmak nasip olmasa da Kendisini hep hayırla yadettik. Keza böylesi Allah cc Dostlarından Figüran Osman nam Yalçın Özden ve spiker Enver Seyitoğlu hakkında da güzel şeyler işitmeme rağmen yüzyüze tanışamadıklarımızdandırlar…
NEJAT UYGUR
Koca Mustafa Paşa otobüs durağı yakınındaki alt kat Nejat Uygur’un tiyatrosuydu. Ben Antalya Öğrenci Yurdu’nda ikamet ediyor, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okurken Nejat Uygur da ‘Hastane mi Kestane mi?!’ adlı tiyatro oyununu sergiliyordu. Benim cebimde param olmadığından izlemek nasip olmadı, Nejat Uygur ‘gel, provaları izlersin, ücret vermezsin!’ diye teklifte bulunsa da onurum elvermedi.
Ulvi Alacakaptan ve Hasan Nail Canat ile arkadaşlığımız daha yoğun olduğundan Fındıkzade Birlik Sahnesi zaten sohbet ocağımızdı…
Dr. Ömer Nasuhi Bildik
15 Şubat 2015
– Haber Lotus –
HLotus