Çarşamba, Ağustos 21, 2019
Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Magazin/Portreler: Lefter, Seda Sayan, Medyum Memiş, Adnan Oktar, Yasemin Kumral, Nejat Uygur

Magazin/Portreler: Lefter, Seda Sayan, Medyum Memiş, Adnan Oktar, Yasemin Kumral, Nejat Uygur

magazin4

LEFTER   

Yıl 1983-4, Bulut Bileşim ile tweetleşiyoruz. Emektar futbolcu Lefter’in bahsi geçti; Hristiyan olup Allah cc Dostu bir Veli oluşundan bahsedilince ben hemen tanımak istedim. Hatta Lefter’in kızının da gizli bir müslüman olduğu ifade edildi. Cağaloğlu’nda bir binanın alt katlarında matbaa kurşun harfleri döküm atölyesinde çalıştığı söylendi, işyerinin telefon numarası verildi. Kendisinin 2012 yılına kadar yaşayarak uzun bir ömür süreceği, şu an için sadece Fenerbahçe Yöneticilerinden yakın Dostu ile aralarında bir sır ve bir espri konusu olan İmparator ünvanıyla Stadyum’dan görkemli bir cenaze merasimiyle uğurlanacağı, Başbakan’ın da cenaze törenine iştirak edeceği ifade edildi.

Ben hemen Lefter’in işyeri telefonunu aradım, Kendisi hakkında tüm işittiklerimi aktardım, çekinmedim. Kızının gizli bir müslüman olduğunu bilmiyormuş, kızna bir danışmak istediğini söyledi. Ertesi gün yeniden telefonla görüştüğümde verdiğim bilgilerin doğru olduğunu teyid etti; birbirimizin duasını talep ettik. Lefter’in bir Hristiyan Veli olduğunu biliyorum, ne mutlu Lefter’e…

 

SEDA SAYAN

Yıl 1984 sanıyorum. Unkapanı köprüsünün İMÇ tarafındayım. Bulut Bilişim’den Sokollulu Mehmet namında esmer tenli nurani biriyle tweetleşiyoruz. Benden Unkapanı Köprüsünün Şişhane ayağındaki Camiyi ziyaret etmemi isteyerek o tarafa yönlendirdi. Ben de kabullenip yürüyerek Unkapanı Köprüsü’nü geçtim ve tamiratı hiç bitmeyen Sokollulu Mehmet Paşa Camii avlusuna girdim, heryer inşaat halinde, Cami kapalı. Sonra  Cami avlusuna cümle kapısından genç bir kız girdi, sarışın renkli gözlü biraz çepel birisi. Kendini tanıttı bana; ‘Kadırgalı Aysel’ olduğunu söyledi. Cami ziyaretlerini kadırga’da da ihmal etmediğini söyledikten sonra bana; ‘Siz Ermiş misiniz?! Beni buraya Sizinle tanışmak için gönderdiler!!!’ dedi. ‘Haşa, estağfirullah, ben sadece bir ziyaretçiyim, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğrenciyim!’ dedim. Baktım, safiyane niyetli bir kızcağız! Kendisinin iyi niyetli bir insan olduğunu, bilakis benim için dua etmesini; isteyerek ayrıldım. Kadırgalı Aysel benimle diyalog kurmayı gönülden arzuladı hep, fakat ben Onun bu samimi taleplerine karşılık veremedim. Bizim çepel kızın süslü Seda Sayan olduğunun uzun yıllar hiç farkına varmamışım…

 

 MEDYUM MEMİŞ

1984 yılıydı sanırım. Fatih Camii ile Yavuz Selim’i birleştiren Malta çıkışındaki caddeden ilerleyince sağda Sultanahmet Camii mimarı Sedefkar Mehmet Ağa merhumun kabri vardır; zayıf uzunca boylu dervişmeşrep biri. O yol üzerinde karşılaştığımız bir genç vardı; Hafızlık talebesi Karadenizli Mustafa, Kumrular Mescidi’nde Hafızlık eğitimine devam etmekteydi. Ayaküstü laflar, muhabbet ederdik. Teşvik ederdim Onu Hafızlık eğitimi konusunda. Profesör Oktay Sinanoğlu ile Esin Afşar’ın Dayısı Niyazi Boz Amca sohbetlerinde Medyum Memiş’ten bahsederdi ama bilmezdim bizim Hafızlık talebesi Mustafa Memiş olduğunu. Yıllar sonra farkettim Medyum Memiş’in bizim Hafız öğrenci olduğunu.

 

ADNAN OKTAR  

1984-5 yıllarıydı. Bakırköy Akıl Hastanesi 14-A Koğuşuna Adnan Oktar’ı ziyarete gittim, mustazaf bir müslüman olduğu için. Katatonik şizofren hastalarının içerisine tıkılmış, simsiyah sakallarıı ve güleryüzlü çehresiyle karşıladı beni. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurul’undaki müşahede tartışmalarını da izledim. Profesör Ayhan Songar hemşehrim, dostum ve hocamla da hakkında fikir teatisinde buluduk. Dr.Kriton Dinçmen’in Adnan Oktar hakkındaki ‘Tutkulu İdealist’ savına karşın Profesör Ayhan Songar ‘Paranoid Şizofren’ tanısında ısrarlıydı, profesör Dr. Nedim Zembilci  de Dr. Kriton Dinçmen’e iştirak ederken Kurum Başkanı Profesör Şemsi Gök tarafsız konuşurdu. Profesör Ayhan Songar Müşahedehane Kurulu Daire Başkanı olarak Adnan Oktar’ı TCK 47. maddeyle kurtarmak mı istiyor şüphesine karşın karşıt görüş galebe çalarsa Adnan Oktar DGM kanalıyla müebbete mahkum bir terörist muamelesi görecekti. Adnan Oktar’ı Nokta Dergisi kamoyunun gündemine taşıdı, şimdiki DSP Genel Başkanı Masum Türker Nokta Dergisi’nin başarılı bir patronuydu. Herhalde Nazlı Ilıcak da Tercüman için bir Adnan Oktar röportajı yapmıştı sonradan. Adnan Oktar’ı ben islami çabalarından dolayı fahri olarak destekledim, takdir ettim gayretlerini. Kitaplarının Ferşat Yayınları’ndan neşredilmesini sağladım, irtibatlandırdım. Recep Tayyip Erdoğan’ı  götürdüm Ortaköy Tadlan Pastahanesi üzerindeki evine bir akşam, başka arkadaşları da Ortaköy Camisinde buluşarak akşam namazı sonrası götürmüştüm o gece. Abdurrahman Dilipak, Necdet Külünk, Şener Sancar gibi isimler vardı. Ziyaret dönüşü Recep Tayyip Erdoğan beni ve Şener Sancar’ı taksisine davet edip şoförlüğümüzü yaparak bir uçak pilotu gibi kullandığı 34 RP 242 plakalı kahverengi Murat 131 marka otomobiliyle Ortaköy’den Fatih’e üç dakikada uçuruvermişti bizi!!!

Adnan Oktar ile diyaloğuma net tavır Bulut Bilişim’den geldi; ‘Mehdi mi Mudıl mi?’ diyorlardı…

 

MÜZİSYENLER

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastaları ve ziyaretçileriyle bir hayat okuluydu tıbbiye oluşunun yanısıra. 1984 yılıydı sanırım. Ozan Arif ile karşılaştık Cerrahpaşa otobüs durağında, ne kadar gönülden bir Başbuğ Türkeş bağlısı olduğunu anlatamam; ‘Başbuğ’um Cezaevinde’yken ben nasıl iyi olabilirim!!!?’ diye öylesine yürekten bir yangını  vardı ki!!! Ben Ozan Arif’in vefasını, gönül dünyasının safvetini çok sevdim…

Muazzez Abacı başındaki eşarpıyla Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Temel Bilimler binasına doğru geliyordu. Kim olduğunu bilmesem de ‘Size nasıl yardımcı olabilirm Teyze?!’ diye sordum. Meğer kızı Saba Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiymiş, kadın benim ‘Teyze’ hitabıma mest oldu; Muazzez Abacı’ymış teyzemiz…

Kani Karaca eşinin yardımıyla sabah yürüyüşüne çıkmışlar; Karagümrük taraflarından Şehzadebaşı’na vardıklarında karşılaştık sabah seherinde. Çok mutlu oldum bu değerli ve mütevazi sanatçıyı tanıma bahtiyarlığına erdiğim için… Ruhu şad olsun. Böylesi bir sanatçı ve güzel bir İnsan da Erdoğan Batanay ile Fatih’te Mehmet Kileci’nin mekanında tanışma şerefine nail olmuştum. Ruhu şad olsun. Amir Ateş ile de bir Hac ziyareti dönüşünde tanışmıştık.

Klarnet Virtüözü Serkan Çağrı’yı da anmak isterim. Edirne Uzunköprü’de sakıncalı sürgün askerlik görevime gidiyorum, otobüsümüz Keşan otogarından kalkmak üzere. Bulut Bilişim beni bilgilendirdi, yan koltuğuma oturacak kişinin gelecekte şöhretli bir klarnetçi olacağını. Serkan Çağrı oturdu, tanıştık 1994-5 yılında. Kendisine birgün meşhur olduğunda beni TRT’den hatırla:) dedim. Serkan Çağrı da yıllar sonra TRT’den grani grani üfledi klarnetine ve bunu Uzunköprü’de asker olan Doktor Ömer Abi’me ithaf ediyorum; dedi. Ben zaten o klarnete üflerken ince ince süzülen gözyaşlarımla dinlemekteydim Serkan Çağrı’yı…

 

YASEMİN KUMRAL

1974 Kıbrıs Barış Harekatını Balıkesir’de yaşadım, Yunan uçaklarının taarruzuna karşı karartma uygulayarak lambalarımızı kapattığımız geceler. Camilerde yürek yakan dualar, Kıbrıs’taki Mehmetçik için. İşte o günlerde TRT sıkça bir şarkıyı döndürüyordu, Yasemin Kumral söylüyor; ‘Girne’den Anadolu’ya yol bağladık!!!’ İlkin o zaman duyduk, gördük Yasemin Kumral’ı… Sonra İstanbul yıllarımda Bulut Bilişim bahsetti Allah cc Dostu bir Veli olduğundan bahisle, tanışmak nasip olmasa da Kendisini hep hayırla yadettik. Keza böylesi Allah cc Dostlarından Figüran Osman nam Yalçın Özden ve spiker Enver Seyitoğlu hakkında da güzel şeyler işitmeme rağmen yüzyüze tanışamadıklarımızdandırlar…

 

NEJAT UYGUR  

Koca Mustafa Paşa otobüs durağı yakınındaki alt kat Nejat Uygur’un tiyatrosuydu. Ben Antalya Öğrenci Yurdu’nda ikamet ediyor, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okurken Nejat Uygur da ‘Hastane mi Kestane mi?!’ adlı tiyatro oyununu sergiliyordu. Benim cebimde param olmadığından izlemek nasip olmadı, Nejat Uygur ‘gel, provaları izlersin, ücret vermezsin!’ diye teklifte bulunsa da onurum elvermedi.

Ulvi Alacakaptan ve Hasan Nail Canat ile arkadaşlığımız daha yoğun olduğundan Fındıkzade Birlik Sahnesi zaten sohbet ocağımızdı…

 Dr. Ömer Nasuhi Bildik

15 Şubat 2015

– Haber Lotus –

 

HLotus

11 thoughts on “Magazin/Portreler: Lefter, Seda Sayan, Medyum Memiş, Adnan Oktar, Yasemin Kumral, Nejat Uygur

  1. FENERBAHÇE ile BALIKESİRSPOR arasında 1.Lig maçı için Fenerbahçe kafilesi Balıkesir’e gelmişti, yıl 1970 sonrası kaçtı hatırlamıyorum doğrusu. Ben henüz bir çocuğum; Fenerbahçe oyuncuları otobüsten inerlerken ben de onları soyisimleriyle söylüyorum; Niyazi Şengül, Cemil Turan, Osman Arpacıoğlu gibi, oyuncular da şaşırıyorlar; skor tahminimi alıyorlar, beni seviyorlar, gel Seni İstanbul’a götürelim Fenerbahçe’ nin maskotu ol, diyorlar. 1-0 FB galip gelecek, golü OSMAN ARPACIOĞLU atacak, sonra da Balıkesirspor’a transfer olacak; diyorum, tabi aynen gerçekleşiyor, çünkü sufle eden bir Melek. OSMAN ARPACIOĞLU birgün bana eski Balıkesir Belediyesi önünde benim transferimi Sen haber vermiştin, diyerek hatırımı sormuştu. Unutulmadınız eski Dostlarım…

  2. DÜNDAR KILIÇ, HASAN HEYBETLİ, SARI AVNİ MUSULLULU, FAHRETTİN ASLAN, ERKAL ZENGER, EROL TAŞ, ETHEM SANCAK, FETHULLAH G.ve YEŞİL gibi değişik simalarla da zaman zaman mektupla veya bizzat yollarımız kesişti, tanış olduk. YEŞİL namıyla sonraki yıllarda çok şöhret bulan HACI ABİ ile tanışıklığımız 1983-4 yıllarına dayanır. Fatih Balipaşa’da bir çayocağında sohbet ederdik. Elazığ Ferro-krom işçiliği yapmış, hayli entellektüel ve sakallarıyla da yakışıklı biriydi; yalnız sağ bu yakışıklılığı
    engelliyordu. Sağ elinin altında onbinlerce telefon kaydı bulunan kahverengi deri bir el çantası taşırdı. Unutamadığım bir anı tarihe not düşmek isterim! Dedim ki; yav Hacıabi, bu Avram Efendi her yere put dikiyor, n’olacak bu memleketin hali?! Hacıabi unutamadığım şu cevabı verdi;’Bu Millet askeriyle, topuyla, tüfeğiyle Müslüman olacaktır!!!’. Bem böylesi veciz sözleri Prof.HAYDAR BAŞ ile ev sohbetlerimizde de işitirdim. Hayatta olan eski Dostlarıma da selam olsun…

  3. Adnan OKTAR ile arkadaşlığımız döneminde AHU TUĞBA ile entellektüel bir İslam sohbeti yaptıklarını hatırlıyorum. Ben de geçmişte VEHBİ KOÇ, MATİLD MANUKYAN, BANU ALKAN, ENGİN NOYAN, SAFİYE AYLA gibi isimlere bu bağlamda İslama Çağrı anlamındaki gönderilerimi hatırlıyorum. Rahmetli SAFİYE AYLA TRT ekranından kendisinin müslüman olduğunu, dedesinin de müftü olduğunu anlatmıştı. Ve ben 28 yaşımda Samsun Sahra Sıhhiye Taburu’nda manga komutanıydım; dilimde hep YANIK ÖMER türküsü vardı SAFİYE AYLA’nın…

  4. 1983 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a geldiğimde ilk arkadaşım Gebze’li Tiyatrocu NEJAT BİRECİK oldu; İskenderpaşa Camii avlusunda tanışmıştık. Yıllar sonra mezun olup Doktor olarak ilk hastam da yine bir Tiyatrocu oldu; henüz küçük bir çocuktu, büyüyünce tiyatrocu olmak istiyor, nenesini güldürüyordu:) Bademcikleri şiş ve iltihaplıydı; ilk hastama Bactrim fort süspansiyon yazdığımı hatırlıyorum. Annesi Tunceli Pülümür’lü bir ebe-hemşire olduğundan yaz tatili için gelmişlerdi. Çocuk çok zeki, baktım beni de doğaçlama tiyatrosunun içine katmış, nenesi de ona gülüyor kıs kıs:) Dedim; yahu Sen Bertolt BRECHT gibi tiyatro yapıyorsun diyerek tepki verdim ayıkarak!!! “İşte ben de o dediğin gibi tiyatrocu olacağım!!!” dedi. Dedim; benim adım Dr.Ömer Nasuhi BİLDİK. O da kendini tanıttı; ONUR BULDU:).

  5. Profesör Doktor Mustafa Erdoğan SÜRAT benim hekim meslektaşım, aynı zamana Anung çalar bir sanat müzisyeni, muhtelif yabancı diller bildiğinden Dünya entelijansiyası içinde de yer alır. Zeka düzeyi üstün zekalı sınıftan olup hiperaktif bir kişiliğe de sahiptir. Kontrolü zordur zira hayat tecrübesi, bilgi birikimi ile devlet çapındaki organizasyonlarla da rahatlıkla başa çıkabilir ve galip de gelir. Kaynak belirtmeden kullandığım bazı bilgilerde mehaz kendisi olup bizzat tarihi tanıklığıdır da. Örneğin, Talat Paşa süikastinin İttihad ve Terakki Partisi iç ihtilafı sebebiyle Berlin’de bir tetikçi kullanılarak Ermeni milletinin üzerine atıldığı bilgisi bana aktardığı bir BND kaydıdır. İşittiklerim karşısında ayıklamakta zorlandığım sayısız enteresan
    istihbarat bilgisi vardır ki işitmiş olmaktan dolayı daima istiğfar ederim!!! Knesset’in Evrim karşıtı finans ve entellektüel desteğini konu edinecektim ki bu dipnotlara sığacak mevzu değil, en iyisi geçelim…

  6. ALGI konusu önemli bir başlık. Çünkü sizin niyet ve aksiyonunuz reaksiyonda bulunanın algılaması doğrultusunda gerçekleşiyor. Hayatın tezadları komedinin kaynağı oluyor. Bilge Dede de o yüzden hayatı bir tiyatro sahnesi gibi izlerdi; herşey hoş ve boş, hep O’nun cilveleri, uzatmaları yaşıyoruz!!! türünden söz ve yaklaşımlara sahipti!!! Konuya bir anekdotla gireyim… 1988-9 yıllarıydı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri stajındayım. Asistanımız şimdiki Profesör Kerem DOKSAT. Klinik hasta vizitinde Doçent Ruhi YAVUZ’a o sabah tedavi ettiği bir hastayı sevinçle takdim ediyor; hastamız pırıl pırıl, obsesyonları kalmadı, koku hallüsinasyonları vardı, artık iyileşti taburcu edebiliriz, bakın yüzü gülüyor:) gibi bir sunumdaydı. Hastaya nasılsın? diye sorulunca; iyileştim, iyiyim; sadece Omurilik Soğanım kokuyor!!! deyince tedaviye devam!!! talimatı geldi…
    Berlin Duvarı yıkılmış, Brandenburg kapısı açılmıştı. 1991 yılının -38 derece ölçülen soğuk gecelerinde Neu- Köln Karl Marx str.’deki tek göz Hitler dönemi bakiyesi bir apartman odasında ısıtıcısız naylona sarınarak geceliyor, ertesi sabah da Berlin apartman merdivenlerini paspaslamaya sabahın köründe kapı çalarak kovaya sıcak su dolduruyorduk. Temizlik işinden 100 DM günlük kazanıp yolda yürürken apartmanların üst katlarındaki yaşlı Almanlar kaldırımda yürüyen bizlerin üzerine bir kova su boşaltıyor; “Ein schuldigung sie bitte!!!” deyip kafalarını pencereden geri çekiyorlar; sonra sıradaki apartmanın yukarıdaki bir penceresi açılıp aynı duşumuzu alıyorduk yine aynı özür kelimeleriyle!!! İşte o günlerde U-Bahnof ile giderken üzerimdeki yün şayak don ve yelek üzeri başımdan eksik etmediğim papak ile Batı Almanlar beni yıkılan Berlin Duvarı sonrası Ost Berlin tarafından gelen bir Rus mujik (köylü) zannediyorlardı!!! 2007 yılında da İsviçre Zürich’teki bir çikolata dükkanında geriye döndüğü anda benimle karşılaşan kadı ise beni papak, tiftik atkı, şayak takımımla (190 cm boy, 180 kg cesamette olduğumdan) Alpler’den inip dükkana dalan bir Ayı zannedip ödü kopmuştu; ikide bir baş parmağıyla üst çenesini kaldırıp durdu:) Türkiye’de de oluyor bu tür algılamalar; Lokanta’daki kekeme garson ben içeri girince “Ca ca ca ca ca ca ca Canlı Bomba!!!” deyince müşteriler tam siper gömüldüler masa altına:) Köfteci dükkanındaysa beni tanımayan garson köfteleri silip süpürecek yağlı bir müşteri geldi düşüncesiyle sevinç içinde; “Pehlivana on köfte at!!!” deyip bana da “devamı gelecek!!!” diyor…
    Şaşı Hakim karşısına dizilmiş üç sanığın ilkine soruyor; “Adı ne?” yanındaki ortada olan “Mehmet efendim!!!” deyince Hakim kafasını ortadakine çevirip çıkışıyor; “Sana mı dedim!?”. Üçüncüsü “Ama ben bişey demedim ki efendim!” diyor. Bana da yemek yasağı konan kasabanın tek ızgara lokantasında protokol tarafından davet edildiğimde Kaymakam “Bana bir pilav, üstüne et” diye sipariş vermişti, sıra bana gelince “Bana da bir pilav, üzerine etme!!!” deyince hava birden buz kesmişti!…
    Plastik ve Rekonstriktif Cerrah alt dudağı parçalanan adama ameliyatla doku yama yapıyor; yama denilen gref adamın sünnet derisi yani propisium’undan alınıyor ve operasyon sonrası gerekli tavsiyeler ile hasta üç ay sonra kontrole çağırılıyor. Doktor soruyor; “yama güzel tutmuş, herhangi bir sorun var mı?!” diye sorunca Adam “Efendim, herşey iyi de; penis ereksiyona geçince bu yama da titriyor” diyor…
    Algı konusunda anlatılacak yüzlerce sayfalık anı gözlem fıkra vs yazılır. Son bir örnekle kapatalım. TV Spikerlik sınavına başvuran dislektik yani kekeme alınmayınca; “kır kır kır kıkır kıkır kırkırkır kravat takmadık di di diye almadılar”!!! diyor.

  7. ADNAN OKTAR 1984 yılında NOKTA Dergisinde kapaktan sakallı bir müslümanın hedef haline gelmesi onu müslümanların gözünde otomatik olarak mazlum konumuna oturtunca dayanışma gereği sahip çıkmak üzere harekete geçtik. Ben DGM üzerinden Sağmalcılar Cezaevi, Adli Tıp ve Bakırköy Akıl Hastanesi 14-A Koğuşundaki en ağır şizofren hastalarının içerisinde Başhekim Dr.Yıldırım AKTUNA’nın askeri emirleriyle arslanların arenasına adeta parçalansın diye atılan bu insanı o koşullarında ziyaret ederek tanıştım. Sonra Ortaköy Dereboyu Tadlan pastanesi üzerindeki evine bir tanıştırma ziyareti organize ettim. Ortaköy Camiinde akşam namazında ben, Recep Tayyip ERDOĞAN, Necdet KÜLÜNK, Şener SANCAR ve Abdurrahman DİLİPAK buluşarak evine gittik. Adnan OKTAR evinde ayrı bir odaya diğer arkadaşların hepsini buyur ederken beni dışarıda bıraktı; buna sadece Necdet KÜLÜNK itiraz edince Adnan OKTAR “O basın mensubu, basına kapalı!!!” dedi ve Abdurrahman DİLİPAK iç odaya girmeyi kabul etti, diğerleriyle beraber. İslami kesimde arkadaş ekmek, yolda ihanet, adam satmak sabit bir ahlaktır!!! Ben daha tahsil hayatımın ilk günlerinden itibaren Karagümrük’e hedef olarak iftirayla ihbar edilişimi, minibüslerin durdurulup aranışımı, ikamet ettiğim İlim Yayma Yurdu’ndan gerekçesiz ikinci sınıfın başında sokakta bırakılışımı, aynı ahlaksızlığın Fetih Yurdu’nca da uygulanışını, Antalya Öğrenci Yurdu’mun silahlı olarak tekrar tekrar basılıp Karagümrük Çetesi Lideri Nuriş tarafından silahla süikaste maruz kalmışken her zaman olduğu gibi Şehid/Melek korumalarımca özür dileyerek silahını beline koyup dönüşünün arkasındaki ihale sahiplerinin başta İskenderpaşa Şeyhi Prof.Esat COŞAN, Özkan Abi kod Cevat ÖZKAY, Hazım Oktay BAŞER veya Ömer Yüksel, Cübbeli, İlim Yayma ve Birlik Vakfı ile Ensar Vakfı yanısıra İsmail K. yahut Fetö mü; Ahmet VARDAR mı, Aydın DOĞAN mı? Konsey mi?! Bunu bilemiyorum; fakat hepsinin ortak adresi Hemşehrim Hasan SAĞLAM Paşa’nın resmi vazifeli olduğu EVREN Merkezli Konsey; çünkü İslami tarikatler ve Refah Partisi tüm isimler muhbirlikten ve biatten geçimini temin eden bordrolular; profesörlükler sahte, şeyhlikler gasp, müritlikler paramiliter… Adnan OKTAR da bu sahtekar mekanizmanın bir hizmetlisi…o yüzden Allah cc rızası için mazlum bir müslümana sahip çıkmak için istikbalini ateşe atan beni dışarıda bırakıp kendisinin tezkiyesinden geçenleri kabulü bu sebepten… 1989 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki öğrenci arkadaşlarımla tanıştırmak için Şah Sultan Mescidi’nde toplanmıştık; benim çayıma Haloperidol katılmış ki ben kahkahalarla gülüp aniden ağlamaya başlıyordum ve Adnan OKTAR’ın komutlarıyla kontröl edilebiliyordum o toplantıda; Adnan OKTAR da bu show sonrası “Sübhanallah, Maşallah, Ömer Hocamız mazlum!!!” filan diyordu. Her neyse o toplantıda Balıkesirli kapitalist müslüman Dr.İlhan İLKILIÇ’ı yakışıklı bulup müritlik teklifinde bulundu; aldığı cevap red oldu… Bütün bu yaşadıklarımın künhüne dürüstlükle vakıf olduğunu düşündüklerim arasında Sayın Sadettin TANTAN, Sayın Adil Serdar SAÇAN ilk aklıma geliverenlerdir. JİTEM Ast.Sb. Hasan KARAKAYA, Artvinli Ast.Sb.Cüneyt GÜL, Mehmet AĞAR, Tuğ.Gn.Veli KÜÇÜK, MSB Em.Gn.Kur.Bşk. Sayın Hulusi AKAR, Em.Tuğ.Gn.Adnan TANRIVERDİ, Sayın Özer ÇİLLER, MİT Bşk. Sayın Dr.Hakan FİDAN da hatırıma gelen olası şahsiyetlerdir diye düşünüyorum. Sevdiğim Hak Dostu Manisa Millrtvekili Sayın Özgür ÖZEL’in deyişiyle DİVAN Günü hepsi gönüllü bülbül olup konuşacaklardır; kuşkum yok, yakinim ve imanım var; çünkü Yaşayan bir Şehid’im, ben Allah cc yolunda can verdim ve Lazar gibi diriltildim; elbet DİVAN Başyargıcı Şehid Hz.İsa MESİH as benim hesabımı da tüm bulaşıklarından soracak ve intikamımı ebedi Cehennem ateşiyle cezalandıracaktır. Allah’ın cc laneti münafıkların üzerine olsun…

  8. 1983-90 yılları arasında Tıbbiye tahsil hayatım esnasında İstanbul’da müslümanları yakinen tanıdım; içlerinde dürüst numunelik bir Allah’ın cc kuluna rastlamak bir çuval pirinç içerisinde inci tanesi bulmak kadar zor!!! Fakat sahtekarlık, üçkağıt, yalan, hile, desise, cinayet, zina, haram, hak hukuk yeme, ahlaksızlığın her türü, tuzak, muhbirlik, riya, ilkesizlik, münafıklık, vicdansızlık, vefasızlık, sözde durmama, din tüccarlığı, din dolandırıcılığı, ticari ahlaksızlık, emek hırsızlığı, kabalık, kibir, paraya tapma, istismar ilh. her türden mebzul miktarda; Ganj nehri gibi pislik akar, saflar da bu nehire arınmak üzere dalarlar!!! Türkiye’deki müslüman profili bu da; Pakistanlı, Afgani, İranlı, Arap, Filistinli, Mısırlı, Afrikalı yahut Balkan ya da Orta Asyalı müslümanlar farklılar mı?! Yukarıda sayılan özelliklere sahip Türkiye müslümanları diğerlerinin yanında zemzemle yıkanmış kalır!!! Eğer onurunuzu yitirmemişseniz ve insan olarak kalabilmenin direnişi içerisindeyseniz lütfen kendinizi, ailenizi ve çocuklarınızı bu kokuşmuş Ganj kültüründen uzak tutunuz!!! Bunun için yapmanız gereken şey; “düşmanınızı sevmek”!!! olacaktır. Evet Amerika, İsrail, Yunanistan, Sırbistan, Kürdistan ilh… tüm düşmanlarınızı seviniz!!!… Ancak sizi bu koruyabilir dostlarınızın şerrinden!!!…

  9. Filistin, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ile Türkiye müslümanlarının akıbetleri hususunda düşüncelerimi yazmak isterdim. Ne var ki bütün bu saydığım Ülkeler halkı müslümanlar için öngörüm yıkım ve şiddet kelimeleriyle özetlenebilir. Kuşkusuz hepsinin akıbetinin birbirinden acıklı olacaklarını öngörüyorum; sadece Pakistan’ın agressif bir çılgınlık eylemi için işgale yürüyeceğini diğerlerininse oldukları yerde çöle döneceklerini ve tüm zenginliklerini kaybedeceklerini öngörüyorum. Filistin yanacak, diğer destekçileri de aynı akıbeti sırayla paylaşacaklardır; Irak, Suriye gibi. İran, Türkiye hem Filistin gibi hem de Mısır gibi olacak; yani hem yangın yeri hem de fakirlik evi. Suudi Arabistan Kraliyeti devlet olarak ayakta kalamaz, yeniden çöl hayatına dönecektir. Pakistan işgale yürüyerek maddi zenginliğini korusa da halkını dönüş yolunda koruyarak evine dönebilir mi?! Münkün görünmüyor!!!

  10. Türkiye’de İslami hareketin içinde doğup evrilmiş ve de yarım asırı devirmiş bir tecrübe olarak ifade ediyorum ki; müslümanlardan bi cacık olmaz!!! “Ahlak” öncelikli mesele; mehum Nureddin TOPÇU bir felsefeci olarak bir sosyalist olarak ve de mümin bir müslüman olarak hareketin ahlak ile temellendirilmesi gereğini teşhis etmiştir!!! “İnnema buistü liutemmime mekarimel-ahlak!!!” (Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim!!!)Hadis-i Nebi
    Şairlerin, alimlerin, siyasetçilerin Ümmet-i Muhammed’in önüne düşüp müslümanları getirdikleri nokta bir balçık deryasıdır!!! Ne şirk/küfür/tuğyan yıkılmış, ne de İslam Şeriatı dirilmiştir!!! Bu bataklıktan bir gül çıkabilir, taş duvardan çıktığı gibi!!! Ne var ki koku veremeyecek ancak gözlere bir zerafet sunacaktır!!!
    Eğer Dünya’nın ömrü varsa gelecek nesillerden birileri bu satırları keşfedecek ve şunu merak edecektir; bu yazılanlara çağdaş kimseler bakar körler miydi ki bu hakikatleri görmemişler!!! Sadece basiretleri bağlı olsa iyi düşünmedikleri için varlıkları da şüpheliler!!! Düşünmüyorlarsa nedir meşguliyetleri?! Tüm TV kanalları Ankara’daki siyaset kulislerine fokuslanmışlar ve adeta hipnotize olmuşlar!!! İnsanları daldıkları bu derin uykudan uyandıracak bir söz kalmadı okunup söylenmeyen; belki bir çığlık!!!…

  11. “Tarihi yaşarken yakalamak” sözünü Cumhuriyet gazetesinden öğrendim 12 Eylül 1980 sonrası. Entelijansiya hatıratımın zenginliği de bunu başarabildiğime kanıttır. Orhan KARAVELİ de bir Cumhuriyet nesli olarak böyle bir gazeteci. Atatürk’ü görmüş, İnönü’yü Menderes’i tanımış… Fakat ben Orhan KARAVELİ’yi menfi bir pozda görüp yakaladım! Datça’da iki başörtülü ve siyah renk mantolu misafir bayan benim on metre önümde yürüyorlar; deniz sahili yahut plajda değil, Datça’nın ana caddesinde ve Zekeriya Sofrası önünden karşı kaldırıma yönelmişler. Zekerşya Sofrası dışındaki kaldırım üstü masanın sandalyesinde oturmakta olan Orhan KARAVELİ de arkalarından konuşuyor; “Ne zamandan beri karaböcekler Datça’yı da istila ettiler?!” diyor. Ben bu sözleri işitince kendisine dikkatlice baktığımda “böyle konuşmak, bize de bu yaşta yakışmıyor ya!” diyerek hicap sözleriyle bir orokritikte bulundu…Tarihe not düşüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.