Ana Sayfa > Köşe Yazıları > AK Parti Devleti Ele Geçiriyor

AK Parti Devleti Ele Geçiriyor

Mehmet Niyazi Yavuz’un 2010 YAŞ kararlarını tarihin ışığında değerlendiren yazı dizisinin ikinci bölümü…

Demirel, Yağmurdan Kaçtı Doluya Tutuldu

Meseleye bu boyutuyla baktığımızda ise, 1977’de yaşanan müdahale akla geliyor. Başbakan Demirel, KKK N. Kemal Ersun’un genelkurmay başkanlığına darbe teşebbüsü içinde olduğu gerekçesiyle mani olmuş, zincirleme etki ile onu başka isimlerin emekliliği takip etmişti. Onların yerine ise emeklilik için hazırlıklarını tamamlayan Kenan Evren genelkurmay başkanı olmuştu. (Onun da 1980’de darbe yaptığını biliyoruz.)

Peki bugün yaşananları salt bir güç mücadelesi ve yetki kullanımı olarak görebilir miyiz? Yada 2010 YAŞ krizini, 1977 ve 1987 örnekleriyle telif edebilir miyiz? Elbette benzeşen yönler vardır. Ancak mesele ciheti askeriyenin kendi hiyerarşisi ile bunun karşısında iktidarın yasal yetkilerini kullanmak istemesi ile sınırlı değildir. Değildir, zira bu defa, iddia ve isnatlar tevatürden ibaret değildir; yargıya da intikal eden çok sayıda dosya mevcuttur. Zaten YAŞ’a asıl damga vuran da yargının tasarruflarıdır. Ki hükümetin bazı isimlere karşı çıkmasının temelinde de bu yatıyor. 1. ve 3. Ordu komutanları başta olmak üzere çok sayıda muvazzaf asker hakkında işleyen, hiç değilse mahkemeye intikal eden süreç söz konusudur. Uzatmalı YAŞ, ETÖ dava soruşturmaları, “Balyoz Darbe Eylem Planı”, “İnternet Andıcı” gibi yargılamaların gölgesinde gerçekleşti. 

“Yargı Darbesi”

Tam da YAŞ toplantıları arifesinde “Balyoz Darbe Eylem Planı”nda adı geçen 102 emekli ve muvazzaf subay için tutuklama/yakalama emri çıktı. Yine Şura toplantıları sürerken “internet andıcı” kapsamında soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda, aralarında 1. Ordu komutanı Hasan Iğsız’’ın da aralarında bulunduğu 19 zanlı ifadeye çağrıldı. Böylesi büyük operasyonların stabil ortamda yapılmasının zorluğu biliniyor. Bu nedenle yargının zamanlamasını makul bulmasak da anlaşılmaz da değildir. Keza zamanlamadan hareketle meselenin “yargı darbesi” yakıştırmaları yapıldı. Darbenin adresi olarak da sivil iktidar gösterildi.

Aslında son yıllarda Türkiye’de her şey yargıya endeksli yürüyor. Org. İlker Başbuğ’un genelkurmay başkanlığına geldiği 2008 YAŞ’ı da yine benzer bir süreçte gerçekleşmişti. Bir farkla ki, o zaman yargılanan Şuranın asker mensupları değil, sivil mensupları idi. Hatta yargı masuniyeti bulunan Cumhurbaşkanının adı bile iddianamede zikredilmişti. Peşinden yargılama yapıldı ve Ak Parti kapatılmasa da mahkum oldu. Hasılı o zaman da Ak Parti’yi kapatma davasının sonuçlanması ile YAŞ’ın şekillenmesi üst üste gelmişti. Keza iktidar partisini konu alan sıra dışı yargılama için de “yargı darbesi” nitelemesine başvurulmuştu. O zaman darbeci olarak gösterilen ise müesses nizam’dı. Ki bunun en başta hangi kurumu ilzam ettiği sır değildir. Bu defa da aralarında üst düzey generallerin bulunduğu yargılamalar, kendine has kestirilemez seyri ve sürprizlere açık gelgit görüntülü kararlarla paralel seyretti.

Yargı kaynaklı tasarruflar dikkate alındığında Şura’nın sivil kanadının moral üstünlüğe sahip olduğu açıktır. Zira ülkeyi yöneten tüm bir yönetici sınıfın yargılanabildiği, başbakanın, kabinenin kaderinin 1 savcı ile 11 hakimin belirleyiciliğine mahkum olduğu ortamda gerisi hangi saikle yargıya karşı çıkabilir ki?.. Gerçi çıkılmıştır, kısmen sonuç da almıştır, ancak inandırıcı olduğu söylenemez. Dahası yıllardır birçok muvazzaf “disiplinsizlik” nedeniyle kolayca ordudan atılabiliyor. Halen YAŞ kararlarının temyizi yani mahkemede hak arama yolu da kapalı bulunuyor. (Yeni anayasa ile bu yol açılıyor). Hal böyle iken, işin ucu kendisinde dayandığında birilerinin itirazları da havada kalmaya mahkumdur. Şura zemininde, muhtemel şikayetlere sivil kanat şayet ihraçları hatırlatarak mukabele etmişse bu da şaşırtıcı sayılamaz… 

Zaten bütün bunlar, meseleyi ‘hukuk’ üst başlığı yerine ‘yargı süreçleri’ olarak ele almamızı gerektiriyor. Zira son tahlilde aranan şey hukuk; Türkiye’nin yaşadığı sancı da hukuk devleti olmanın sancılarıdır. Türkiye’nin yargıda sıkıntı yaşadığı yadsınamaz bir gerçektir;  kilitlenmeyi açmak için de bizatihi halka müracaat edilmesi boşuna değildir. 12 Eylül’de gerçekleşecek referandumun temelinde de ihtiyaç duyulan yargı reformunun hayata geçirilme isteği yatıyor.

“Ak Parti, Devleti Ele Geçiriyor”

Gerçi muarızlara göre vakıa, iktidarın devleti ele geçirme isteğinden kaynaklanıyor. Onlara göre, hem YAŞ’ta, hem de yargıyı konu alan anayasa değişikliklerinde amaç budur. ‘Ele geçirme’ retoriğinin sakilliği ve bize has olması bir tarafa burada asıl sorulması gereken soru, mevcut durumun sürdürebilir olup olmadığıdır. Hemen peşinden sorulması gereken ise şu: Peki ya, zaten ele geçirilmişse!..

Bu meşru ve doğru bir sorudur. Zira Türkiye halen ikinci dünya savaşı sonrasının parametlerinden sıyrılamamıştır. O parametrelerin ihdas edildiği dönemi ise İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar götürmek mümkündür. Ki eski düzenin portörü Gladio -devletin kayıtlarına “Ergenekon Terör Örgütü” olarak geçen- yapının doğuşu için başından beri aynı tarihe işaret ediyoruz. Nitekim 1945’te başlayan süreç, ülkenin ekonomik, siyasi ve askeri olarak Batı Bloku ile eklemlenmesini getirmişti. Küresel sistemin temel taşıyıcısı ise askerler olageldiler. Ülkenin küresel siyasetlere uydurulmasında zorluklar ve tıkanma yaşandığı noktada ise kırılmalar yaşandı. Yani uluslar arası sistemin gereklerine göre davranılmadığı noktada, gerekirse kırılmalar pahasına ülke mevcut parametlere uyduruldu. 1960 darbesi böylesi bir formatlama idi. Unutmamak gerekir ki, 60 darbesini gerçekleştiren ekibin önde gelenlerinden bazılarının yolu daha 1948’de ABD’ye düşmüştü. O isimlerden birinin bilahare Türk Milliyetçi hareketinin liderliğini üstlenmesini altını özenle çizmek gerekir.

27 Mayıs ile pandoranın kutusu açıldı. Peşinden onu yeni darbeler takip etti. 1971’de ülkeye yeniden ayar verildi. 1980 darbesi ile ülke, bir kez daha askerler eliyle hizaya sokuldu. 80 darbecilerin takdimi için ‘our boys’ nitelemesi yapılması bile tek başına manidardır.

Şu kadarı da var ki, geçen asır bize fazla cömert davranmamıştır. Eldeki güç ve imkanlar ile beka mücadelesinin sürdürülmesi gibi bir zorlukla karşı karşıya kaldık. Bu nedenle, gerçekçi bakış, aceleci ve toptancı yaklaşımlara fazla imkan vermez. Elbette bu, yaşananları doğru ve meşru görmemizi gerektirmez. Keza dönem aktörlerinin taksiratlarını da ortadan kaldırmaz. Aklı selimle bakıldığında, geçen asrın devletlülerinin yerinde olmak için fazla sebep bulunamaz.

Bugünleri anlamak için ise epey gerilere uzanmak şarttır. Dünün bilgisine sahiplik ihtiyari değil zaruridir. Bir kere, 60 darbesi ve sonrasında ihdas edilen anayasa ile ülke yeniden dizayn edilmiştir. Ki 1960 darbesi ile alaşağı edilen sadece siyasiler değil asker sivil bürokrasiyi içeren tüm bir yönetici sınıf tasfiye edilmiştir.

Yassıada da siyasiler yanında ülkenin genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları da tekmelenmiş, tokatlanmışlardır. Ordu hiyerarşisi adam akıllı bozulmuştur. Darbeyi gerçekleştirenler de alt düzey ‘genç subay’lardır. Zaten o yolun açılması ile bilahare iş şirazesinden çıkarak, Harbiye talebeleri bile Albay Talat Aydemir liderliğinde darbeciliğe soyunmuşlardır. Neyse ki, İnönü, Aydemir ve arkadaşlarını birinci teşebbüslerinde olmasa da ikincisinde tasfiye ederek, Aydemir’i bir arkadaşı ile birlikte ipe göndermekte tereddüt etmemiştir. Solun darbelere ilkesel değil, faydacı yaklaşımı yanında, Aydemir’e karşı gösterilen tutumun da etkisiyle İnönü ve sol darbelere karşı daha mukavim olagelmiştir.

1960 darbesi ile iki parti halinde 5 binin üstünde subay emekli/tasfiye edilmiştir. Emekli ikramiyelerinin ABD’den temin edildiğini ise bir kenara not etmek gerekiyor. Ki bunun, Rus Ekim Devrimi yada İran İnkılabı mesabesinde büyük tasfiye olduğunu teslim etmek gerekir. Sadece ciheti askeriye mi? Hayır, yargıdan matbuata (basın) kadar bütün köşe başları tutuldu. Siyaset yeni baştan dizayn edildi, kendilerine ram olmayanlar eldeki imkanlarla, gerekirse zor kullanmak suretiyle tasfiye edildi. Her şey darbecilerin (dolayısıyla arkasındaki iradenin) isteği doğrultusunda yeniden tanzim edildi. Darbeciler kalkışmanın yıldönümünü de bayram ilan ederek darbeyi kurumsallaştırdılar. Unutmamak gerekir ki, bugünün üst düzey komuta kademesinin talebeliği 60’ların darbe atmosferinde geçmiştir…

Şu halde, eğer ele geçirme retoriğine itibar edilecekse vakıayı bunu söyleyenlerin ikrarı olarak almak daha doğru olacaktır. Zira Türkiye, statükocular bir dönemin şartları içinde ülkeye malikiyet kesbetmişlerdir. Bir çok kurum kapalı devre algısı ile yönetilmiş, kurtarılmış bölge görüntüsüyle hareket etmiştir.

Pazartesi

– Kabakçı’dan Karadayı’ya

– Özal’ın Huruç Harekatı

– Devlet Aklı Devrede

Mehmet Niyazi Yavuz

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.