Ana Sayfa > Gündem > Diktatörlerin Ölüm Mevsimi: Kanla Gelen Kanla Gider

Diktatörlerin Ölüm Mevsimi: Kanla Gelen Kanla Gider

Temelde iki korkuyla yaşar insan: Kazanamama ve kazandığını kaybetme…

Kazanmak için özgürlükler vaat eder, her şey sizin istediğiniz gibi olacak, der insan. Oysa elde etmek istediği şeye sahip olduktan sonra kaybetme korkusuyla tutucu davranır. Biz kelimesinin yerine “ben”i koyar. Sahip olduğu şeylerin, ona sahip olduklarını bilir, ama yolundan da dönmez. İşte bu yüzdendir ki tarihteki birçok özgürlük savaşçısı, gücü ele geçirdiğinde diktatör kesilmiştir. Basit insan ilişkilerinde de bu böyledir…
İnsan önce bedenini sahiplenir. Gözler, eller, ayaklar benim; aldığım her nefes benim: bu hayat benim, istediğim gibi yaşarım… Ne kadar güzelim, ne kadar akıllıyım, ne kadar onurluyum!..

Ne kadar büyüse de insanlar aslında içlerinde bir türlü büyüyemeyen bir çocukla yaşarlar. Bedenin içindeki bu gizli çocuk dünyanın ve içindeki her şeyin kendisinin etrafında döndüğünü sanır. Hayata ve insanlara hep “ben” penceresinden bakar. Olayları öyle yorumlar.
Bu çocuk bencilliği, bir türlü insanın yakasından düşmez. Kazanmak ve yücelmek isteyeninsan bu ihtiraslı duygunun ardına saklanıp birçok şeyi vicdanına meşru göstermeye çalışır.

Mesela insan, toplumda bir adaletsizlik görür. Düzeni değiştirmek için başkaldırır, insanlarıörgütler, onları adalet damarlarından yakalar. Sorunların çözümü için ortaya bir hareket planı koyar. Çatışmalar olur, kavgalara girilir. Kanlar üzerineözgürlükten bir taht konur.
İnsanlar kendilerine zaferi bağışlayan bu kahramanı göklere çıkartır. Derken tevazu nedeniyle başına taçlar takmayan özgürlük savaşçısının tavırları zamanla, yavaş yavaş değişir. O artık bir kral olmuştur. Astığı astık kestiği kestiktir.Ülkenin kendisi olmadan ayakta duramayacağını düşündüğü için tahtının ayaklarını sarayının en ulvi yerine sağlamca yerleştirir. Gizli hesaplarda altınlar biriktirir. Kötü günler için yanında hep acımasız insanlar barındırır. Bu insanın adı önemli değildir. Tarih bunun gibi çoklarını görmüştür. Ve galiba kıyamete kadar da görecektir. Önemli olan bu diktatör sayısını en aza indirebilmektir.

Dünyanın birçok ülkesinde yaşanan kaos bu değişimin bir parçasıdır. Önce kendi ülkemizdenbaşlayacak olursak, Türkiye, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması başladığı günden beri tarihte eşine az rastlanır gizli bir savaş vermektedir. Devleti ölümüne sahiplenmiş, kutsal saydıkları toprakları korumak için binlerce insanı katletmiş, onları dağlara, kuyulara gömmüş bu insanlar her yanlışta biraz daha vicdansızlaşmış ve acımasızlıkta sınır tanımamışlardır.

Derin yapılanmaya saf duygularla alet olanlar ipin ucunda hangi devletlerin olduğunu bilmeden bir kahraman edasıyla tetiğe dokunmuşlardır. Her askeri darbede işten atılanların yerine alınan yeni bürokratlarla derin yapılanmalar en kilit noktalara kadar yerleştirilmişlerdir. Gazeteciler için İstiklal Caddesi’nde volta atanların asıl yandıkları, kendilerine yıllarca yardımda ve lütufta bulunan paşalardan başkası değildir. Dillerindeki başka, gönüllerindeki bambaşka olan bu insanlar ülkedeki o gizli savaşı kaybedeceklerini çoktan anladılar. Vahdettin’i hain ilan edip gemiye binip kaçtı, diyenler; ülkeden kaçmak için bir gemi bile bulamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Çırpınışları bundan…

Bir diktatörü devirmek kolaydır. Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da olduğu gibi ayaklanır işi er yada geç halledersiniz; ama diktatörleşmiş bir sistemi yıkmanız o kadar da kolaydeğildir. Bunun için zamana ihtiyaç vardır. Gözetilmesi gereken ince nokta çokfazladır, ama er ya da geç bu sistemsel diktatörlük de çökecektir. Çünkü insanne kadar büyük olduğunu düşünürse düşünsün, aslında yarını göremeyecek kadar kördür ve güneşini doğurmadığı, yağmurunu yağdırmadığı, depremini durduramadığıbir gezegende yaşamaktadır. Yani asıl sahip insan değildir. Her sahibin ötesinde her şeyin sahibi olan bir Allah vardır. Ve o der ki: “Ben onlara mühlet veririm; fakat vakti gelince Benim cezalandırmam pek kesin ve şiddetlidir.” (A’raf, 183.)

Korkunun ecele faydası yok, insan zulmeder KADERse adalet eder. Aldattığın kadar aldanır, ağlattığın kadar ağlarsın…

Bir de diktatörleşmiş devletler vardır. Bu devletler kendi halklarına karşı oldukça şefkatli, ama başka halklara karşı çok çetindirler. Hazinelerini doldurmak için yakmadık, yıkmadık yer bırakmazlar, yeter ki paraya çevirecekleri bir maden bulsunlar. Akbabalar gibi dört koldan saldırılar. Uranyum için, petrol için, doğalgaz için olmadık bahanelerle saldırılar. Bir zamanlar destekledikleri diktatörleri bir anda düşman ilan eder ve parsadan pay almak için insanlıktan çıkarcasına mücadele ederler.

Allah’u Teâlâ’nın bir kanunu vardır. O birini cezalandırmak istediğinde iki zalimi karşı karşıya getirir.Birinin kılıcıyla diğerini cezalandırır, sonra da o zalimin kılıcını da kendibaşına geçirir. “Göklerinve yerin orduları Allah’ındır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih, 4)

Sonuç olarak insanın korkması gereken en önemli şey Allah korkusu olmalıdır. Bu nasıl bir korkudur? Yani bir insan Allah’tan nasıl korkar?
Onun sevgisini kaybetmekten korkmaktır, Allah’tan korkmak. Bir insan Allah’ın var ettiği şeyleri körükörüne sahiplenerek bu sevgiyi kaybeder. Allah’ın var ettiği şeyleri katlederek bu sevgiyi kaybeder. Allah’ın helal ve haramlarını çiğneyerek, haddini aşarak bu sevgiyi kaybeder. Dünyayı ebedi sanarak bu sevgiyi kaybeder.

Oysa Mevla der ki, “İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar!” (Mutaffifin, 26)

Çünkü cennete gidemeyenler O’nu göremeyeceklerdir. Çünkü Hz. Muhammed der ki, “İnsan sevdiğiyle beraberdir.”

Kim ne derse desin on yıl sonra Türkiye’yi, yirmi yıl sonra dünyayı tanıyamayacaksınız. Doğum sancılı, ama bebek güzel olacak ve Allah ayette bildirdiği gibi nurunu tamamlayacak… Kanla gelenler kanla gidecek…

İsa Yılmaz

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.