Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Evet-Hayır Paranoyası: Sen Nelere Kâdirsin Ey Siyaset

Evet-Hayır Paranoyası: Sen Nelere Kâdirsin Ey Siyaset

 

 

Referandum süreci tüm hızı ile devam ederken insanın aklını başından alan çok önemli olaylar yaşanıyor. Yaşananları gördükçe, “ey siyaset, sen nelere kadirmişsin!” demeden edemiyoruz.

Nedir bu gariplikler, diyecek olursanız. Birincisi Evet-Hayır yarışının ahlak sınırlarını zorlamış olması. Hani o bir zamanların “laikşörleri” hayırlı günler, hayırlı sabahlar gibi tümceleri “dinci”lere has görür; laikşörlüklerine bir halel gelmesin diye bu tarz sözlerden fellik fellik kaçarlardı. Şimdiyse “hayırlı akşamlar ile yatıp, hayırlı sabahlar ile kalkıyorlar”.

Bu işi manevi sömürüye kadar götürenler bile var. Tüm Eskişehir halkının bildiği bir şeydir ki Büyükşehir Belediye Başkanları Yılmaz Büyükerşen bundan evvelki Ramazan aylarında dini içerikli mesajlar vermezdi. Allah’tan referandum öncesi Ramazan’a denk geldi de o da reklam panolarından vatandaşlarının kutsal günlerini kutlar oldu. O zeki Başkan bir adım daha öne çıktı ve referandum mesajını Ramazan mesajlarıyla birleştirerek, reklam panolarına “Hayırlı Ramazanlar Dilerim, Eskişehir Halkı HAYIR Severdir. Hayırsever Halkımızın Yardımlarını Bekliyoruz, Bir HAYIR Bin Duadır” yazılı afişler astırdı.

Yıllardır muhafazakâr partileri itham ettikleri dini siyasete alet etme icraatı bu olsa gerek. Bir “hayır” oyu alabilmek için neler yapıyorlar neler! Tüm bu çabalar bize şunu gösteriyor: Büyük konuşmamak lazım Allah’u Teâlâ insana tükürdüğünü çok feci yalattırır! Yani onları tenkit ettikleri insanların durumuna düşürtür.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Hayırda Hayır Vardır” sloganını araklayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun durumu da Büyükerşen’inkinden farklı değil. Ağzından “öyle biz Sayın Başbakan gibi söz verip de sözünde duranlardan değiliz!” itirafında bulunduğu Çağlayan mitinginde başörtüsüne çözüm bulacağını iddia etti. Bulup bulmayacağı henüz belli değil, ama geçmişte iptal davasına imzasını çaktığı aşikâr. Siyasetçiler vaatte bulunur bu doğaldır, ama her partinin duruşuna göre belli bir vaat repertuarı olmalı değil midir?

Vakitsiz yaşlanan Genç Parti’nin Genel Başkanı Cem Uzan “hamileliği dokuz aydan üç buçuk aya düşüreceğini söylese,” bizim insanımız aynen şunu derdi, “adamlar Amerika’yı dolandırdılar bunu da yaparlar.” Sonra da ekmek arası köfteyi yer, kontörleri telefona yükler ve oyunu Genç Parti’ye basardı. Ki memleketin  % 7’si aynen bunu yapmıştır vakti zamanında.

Lakin Cumhuriyet Halk Partisi’nin kemikleşmiş hatta granitleşmiş, Fenerbahçe futbol takımının taraftarından da fanatikleşmiş seçmeni yıllardır savaşını verdiği “türbana hayır” sloganını öyle kolay kolay dilinden düşürmez. Düşürmedi de derinlerden gelen sarsıntı ile Kemal Bey dut yemiş bülbüle döndü. NTV televizyonuna telefonla bağlanacak olan CHP Milletvekili Muharrem İnce son anda telefonunu kapatmak zorunda kaldı. Muharrem İnce, hani o konuştuğunda, daha doğrusu eline aldığı kâğıtları meclis kürsüsünde okuduğunda Ak Parti karşıtları, Vatikan’ın o meşhur terasından konuşan Papa’yı dinleyen Hıristiyanlar gibi büyük bir huşu ile dinler ve sonra da, helal olsun sana diye haykırırlardı. Gel gör ki genel başkanının türban çıkışına nasıl bir yorum getireceğini o da bilemedi. Bu arada olan program sunucusu Oğuz Haksever’e oldu. Ne yapacağını bilemeyen Haksever, Muharrem İnce’ye ulaşamadıklarını duyururken “Arkadaşlarımız Sayın Muharrem İnce’nin önceden arayıp mutabık kaldığımız ve anlaştığımız telefon numarasını halen arıyorlar. Eğer bir yakını duyarsa bu yayını, ondan telefonunu açmasını rica ediyoruz,” demek zorunda kaldı.

İkinci gariplik ise hiç umulmadık insanların aynı hedef için ortaklık yapmaları. CHP, MHP ve BDP’nin aynı taraf için mücadele etmeleri bir yana. İşi o kadar ileriye götürenler oldu ki akla zarar!.. Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan (8. Ceza Dairesi) ile Yusuf Uluç (8. Hukuk Dairesi Başkanı) kendi aralarında konuşuyorlar. Tabi konuşmalarının ortam dinleme yöntemi ile kaydedildiğinden habersizler. İnternete düşen o sır dolu (!) sohbette Hamdi Yaver, “Hayır için Öcalan’a çok ihtiyacımız var!” diyor ve devam ediyor: “Referandum sonucu “evet” olursa işimiz biter!”

Eyvah eyvah!.. Denize düşenler yılana sarılmışlar!.. O samimi itiraflara bakarsanız yılana sarılma olayı sanki denize düşmeden çok evvel başlamış.

Birileri sanmasın ki bu gariplikler milletin gözünden kaçıyor. Hatıralarda nice ihanet sahneleri birikiyor. Yarın bir gün elektrik, su hatta yol, köprü olarak bunların hepsi geri dönecek. Ve onları Başlangıç filmindeki Cobb (Leonardo Di Caprio) bile kurtaramayacak. Kimdir bu Cobb? Bir işadamının rakibinin şirketlerini parçalamak için kullandığı bir düşünce hırsızı.

Ona göre bir insanın düşüncelerini değiştirmek için en ideal zaman rüyalardır. Rüyalarına girer hatıranın başlangıç noktasını bulur ve istediği düşünceyi oraya yerleştirir. Lakin bazen rüya içinde rüyaya girmek gerekir. O derin uyku halinden hiç uyanamamak ya da paranoyak olarak uyanmak da vardır. O, bu paranoyadan kurtulmak için yaşanan hayatın gerçek mi, yoksa rüya mı olduğunu anlamak adına bir Totem kullanır. Bu bir fırıldaktır. Fırıldak sürekli dönüyorsa Cobb rüyadadır, biraz döndükten sonra düşüyorsa gerçek hayattadır. Filmin sonunda Cobb işadamına verdiği sözü tutar, rakibinin düşüncesini değiştirir ve o da yasaklı olduğu ülkesine döner, çocuklarına kavuşur kavuşmasına, ama masanın üzerinde bıraktığı Totem hala dönmektedir. Bazen var olmak için yapılacak en güzel şey rüya içinde rüya görmektir.

Evet ve Hayırcıların birbirilerini etkileme mücadeleleri Başlangıç filminde yaşananları bile geride bırakır nitelikte. Hani şu Diyarbakır’da ele geçirilen, 65 alışveriş merkezini havaya uçuracak güçte olan bombalar patlatılsaydı (Allah korusun) filmdeki aksiyon sahnelerini de aramayacaktık. Bu referandum süreci ürkütücü bir kâbus gibi çöktü üstümüze. Yarın ne olacağını bilemiyor kimse, ama inşallah ülkemiz için hayırlara vesile olur.

Hayırlara vesile olur, dediğim için benim de Başkan Büyükerşen gibi “hayırcı” olduğunu sanmayın. Ve sizler de sevdiklerinize “hayırlı” ile başlayan iyi dileklerde bulunmaktan korkmayın. O sahte ‘hayırlı’severler 13 Eylül’den sonra eski hallerine dönerler zaten. Bu cümleler de gerçek sahiplerine kalırlar.

Rüya içinde rüya, komplo içinde komplo… Sıkı durun saatler bizi sona doğru götürüyor. Bakalım kimlerin Totem’i dönmeye devam edecek!..

İsa Yılmaz

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.