“İnsanın Düşüşü” hikâyesinin en aşina olduğumuz versiyonu Yaratılış kitabında anlatılandır. Bu, bize ilk erkek ve ilk kadın Âdem ile Havva’nın aslında “Cennet” (eski Farsça “pardis”, “bahçe”den gelir) adı verilen bir bahçede, doğayla mutlu ve kesintisiz bir birlik içinde yaşadıklarını gösterir. Yaşamları için gerekli olan her şey onların elindedir. Yılanın ayartmasına yenik düşene ve “Bilgi Ağacı”nın meyvesini yiyene kadar her şey yolundadır. Bu noktada başlarına bazı özel şeyler gelir ve hayatları değişir. Bu gizemli “bilgi”ye ulaştıklarında, başlarına gelenlerin kısmen lütuf, kısmen de lanet olduğunu anlarlar. Cennetten kovulurlar. “İyi ile Kötü” arasındaki ayrımın farkına varırlar. Artık tüm diğer yaşam türlerinden üstündürler ancak varlıkları yeni sıkıntılarla doludur. Kendilerinin bilincine varmışlardır; çıplaklıklarından utanırlar ve üreme organlarını gizlerler. Sonunda, ilk defa öleceklerini bilirler.
Bu hikâyenin bir başka tanıdık versiyonu, Prometheus (“önceden düşünülen”); kardeşi Epimetheus (“sonradan düşünülen”); ve ikincisinin karısı Pandora (“her şeyi veren”) figürleri merkezinde Yunan mitleri kompleksinde yer alan versiyondur. Pandora’ya tanrılar tarafından gizemli bir kutu verilir ve Pandora’ya hiçbir şekilde bunu açması söylenmez, tıpkı Havva’ya Bilgi Ağacı’nın meyvesini yememesinin söylenmesi gibi. Bunu yapar ve insan dünyasına kıskançlık, şehvet, delilik, nefret, yalan ve savaş gibi her türlü belayı saçar. Prometheus, Olimpos’taki tanrılardan, daha önce yalnızca tanrıların ayrıcalığı olan paha biçilmez ateş armağanını çalar. Bunun için kazandığı ödülün bedeli olarak sonsuz acı dolu bir hayata mahkûm edilir: sonsuza kadar büyük bir dağa bağlanır, burada insanın mutluluğunun merkezi olduğu varsayılan karaciğeri her gün bir kartal tarafından kemirilir.

Medeniyetin doğuşuna ait bu iki efsane, bilim öncesi insanın, Homo sapiens’in yeryüzündeki diğer türlerden temel farklılıklarını açıklamaya yönelik en karmaşık girişimlerini temsil eder. Diğer tüm hayvanlar yaşamlarını tamamen içgüdüsel olarak sürdürürler. Yalnızca doğaları gereği genetik olarak hareket etmeye programlandıkları gibi hareket edebilirler. Böylece doğayla tam bir birlik içinde yaşarlar. İnsanoğlunu diğer tüm türlerden ayıran şey, tarih öncesinin çok gerilerinde bir yerde atalarımızın, bu doğal çerçevenin dışına çıkmalarına olanak tanıyan tamamen yeni bir bilinç düzeyi geliştirmeye başlamış olmalarıdır. Bu dünyadaki yaşamın tarihinde ilk kez, yaptığı her şeyde artık tamamıyla içgüdünün emirlerine göre yaşamayan bir tür vardı. İlk başta neredeyse fark edilmeden, daha sonra giderek daha fazla, işleri nasıl farklı şekilde yapacağını seçme kapasitesini geliştirmeye başladı: tıpkı yiyecek olarak avladığı hayvanları yakalamak için sopaları ve taşları kullanmayı; sıcak giysiler sağlamak için derilerini soymayı; etlerini daha yenilebilir hâle getirmek için ateşi kullanmayı ve dili nasıl konuşacaklarını öğrenmesi gibi.

Ancak bu yeni bilinç düzeyiyle birlikte tamamen yeni olan başka bir şey daha geldi. Bu yeni türün her bir üyesi artık kendine ait ayrı, bireysel bir varoluş duygusuna sahipti: ego dediğimiz şeye. Ve bu bakımdan diğer canlılardan tamamen farklıydı. Benmerkezci bir balıktan, arıdan, filden bahsetmek anlamsızdır. Ancak Homo sapiens hem bireysel hem de kolektif olarak bencilce hareket etme kapasitesine sahiptir. Ve onu hayvanlar âleminde eşi benzeri olmayan bir sorunla karşı karşıya bırakan da budur.
Bütün bunlar “Düşüş” hikâyelerinin bilinçsizce sembolize etmek için tasarlandığı şeylerdir. Âdem ve Havva Cennete vardıklarında, her hayvanın tüm hayatı boyunca içgüdülerine düşünmeden itaat ederek yaşadığı doğa durumunu yansıtan bir “masumluk” hâlindedirler. Bu anlamda diğer hayvanlar gibi yaptıklarından sorumlu değillerdir. Ancak bahçeden kovulmaları onların bu doğa durumundan çıkışlarına işaret etmektedir. İyiyle kötü arasındaki ayrım duygusunun kökeninde yatan şey, onların bir davranış biçimi ile diğeri arasında seçim yapma konusundaki yeni yetenekleridir. Onlara diğer tüm yaşam biçimlerine üstünlük sağlayan, doğanın geri kalanıyla olan ilişkilerinin koşullarını yeniden düzenleme yetenekleridir. İnsan ırkını bilinçli yapan, onlara vücutlarının bazı kısımlarını genel görüşten saklamaları gerektiği hissini veren, doğadan ayrı duran bu tuhaf bilinç biçimidir. Ve her insana hayatının bir gün sona ermesi gerektiğini söyleyen şey, kendi sonlu, bireysel varoluşlarının bu duygusudur: Âdem ve Havva’nın eninde sonunda ölmek zorunda kalacaklarını ilk kez bilmelerinin nedeni budur.

Hikâyenin Yunanca versiyonu mesaja başka unsurlar da ekler. İki kardeş, Prometheus ve Epimetheus, “önceden düşünülen” ve “sonradan düşünülen”, bu yeni bilinç biçiminin ortaya çıkışının olağanüstü önemli bir sonucunu yansıtır. Bu, hayal gücünün, yani fiziksel duyularda bulunmayan şeylerin zihinsel görüntülerini yaratma yeteneğinin etkisini yaratmaktır. Tamamen içgüdüyle yaşayan bir hayvan, yalnızca anı, zamanın bir noktasını yaşayabilir. Pek çok tür deneyimlerden ders alabilse de, sadece insanlar şimdiki anın tamamen üzerine çıkabilir, zihin gözünü zamanda ileri ve geri çevirebilir: henüz gerçekleşmemiş olayları hayal edebilir veya geçmişte olup bitenlere dair anıları canlandırabilir.
Ancak hepsinden en önemli sonuç, Pandora’nın gizemli mühürlü “vazo”sunu veya kutusunu açmama talimatına karşı gelmesiyle sembolize edilen sonuçtur. Bu, insanlığın doğanın sınırlarından kurtulmasını gösteren bir başka görüntü değildir.

Kıskançlık ve şehvetten, nefret ve savaşa kadar, tamamen yeni bir dizi belayı dünyaya salar. Ve bunların hepsi insan egosunun ortaya çıkışının yan ürünleridir. İnsanları birbirlerinden ayıran, potansiyel olarak onları diğer türlerden ayıracak derecede birbirleriyle ve doğanın kendisi ile anlaşmazlığa düşüren şey tam da bu ayrı bir ego merkezli varoluşa sahip olma duygusudur. Prometheus tanrılardan “ateşi” çaldığında aslında çaldığı şey, insanlığı içgüdülerin bilinçsiz esareti altında yaşayan tüm diğer yaşam biçimlerinden ayıran ilahi bilinç kıvılcımıdır. Ancak bunun sağladığı tüm yeni özgürlüğe rağmen, Kafkas kayasının üzerinde acı içinde uzanmış, ciğerini doyumsuz kartal tarafından her gün yiyip bitiren Prometheus imgesinde sembolize edilen, ödenmesi gereken korkunç bir bedel vardır. Bu, ego bilincinin beraberinde getirdiği tüm yeni yetilerin en önemlisi olan, her şeyin olduğundan farklı olabileceğini hayal etme yeteneğinin sonucu olması gereken, sürekli dırdırcı bir hoşnutsuzluk durumudur.
The Seven Basic Plots adlı eserden çeviri derlemesidir; by Merve Yezda Bingöl.
HLotus
