Ana Sayfa > Dış Politika > İran, Bölge Şiileri ve Ortadoğu’daki Değişimler

İran, Bölge Şiileri ve Ortadoğu’daki Değişimler

1979 yılında yaşanan devrim süreciyle Ortadoğu’da değişim ve dönüşüm rengi olan, bölgesinde halkların ve değişim talebiyle hareket eden siyasi grupların ilgi odağı olan İran, bugün bölgede yaşanan gelişmeler karşısında devrimciliğinin daha az renkli ve popüler olduğu bir dönemi yaşamaktadır.

Aksine devrim sürecinin heyecanının yerini bugün değişim-dönüşüm talepleri ve itiraz gösterileriyle devrimin yozlaştığı yönündeki görüşleriyle öne çıkan muhalefet dalgası ve Tahran’ın değişimin neresinde olduğu tartışmaları aldı.

Tahran’ın söylem ve eylemlerinin düne kadar yakından takip edildiği Ortadoğu’da dengeler değişmekte ve farklı siyasal bir tablo karşımıza çıkmakta, ayrıca Ortadoğu halklarına dair temel paradigmalar değişime uğramaktadır.

Dünya tarihinin bir kırılma noktası olarak değerlendirilen 11 Eylül olayları ve ardından yaşanan mutantan misyon yüklü söylemleriyle başını ABD’nin çektiği Batılı ittifakın önce Afganistan’ı ve ardından 2003 yılında Irak’ı işgali, Tahran yönetimi tarafından önce doğusunda ve ardından batısında yer alan ideolojik düşmanları Taliban yönetimi ve Saddam rejimini hedef almasından büyük heyecan duyarken ABD liderliğindeki Batılı ittifakın bu harekatını önce büyük bir şüpheyle karşıladı ama ideolojik ve stratejik düşmanlarının hedef alınmasından da rahatsız olmadı.

ABD öncülüğündeki Batılı ittifak güçlerinin bölgede İran ve Şii dünyası önündeki önemli engelleri ortadan kaldırması, Irak’ın siyasal ekseninin demografik hakim güç olan Şiilere bırakılması, bölgede Şii dünyasında kimlik siyasetinin öne çıkması Tahran yönetimi açısından yeni bölgesel politikaları ve stratejileri açısından farklı fırsatlar dünyası yarattı.

Yakın bir geçmişte, Irak’ın siyasal ekseninin Şiiler tarafından belirlenir olması, Lübnan’da Hizbullah’ın siyasal ve askeri başarıları, Yemen’in kuzeyinde Husi’lerin Hizbullah benzeri bir yapılanmayla ortaya çıkarak kuzeyinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan Suudi Arabistan’a yönelik tehdit haline dönüşmesi ve aynı zamanda Husi’lerin Yemen’in siyasal düzenine etki edebilecek bir güç haline gelmesi, günümüzde çoğunluğunun Şiilerden oluştuğu Körfez’in stratejik noktası Bahreyn’de demografik hakim güç Şiilerin doğal olarak çoğunluğu oluşturduğu bir muhalefet dalgasının yükselmesi, bölgede önemli geçiş koridoru ve stratejik öneme sahip iki ülkesi Afganistan ve Pakistan’daki Şiiler, Tahran yönetiminin bölgesel politikaları ve stratejileri açısından yeni fırsatlar dünyasının kapsamını ifade etmektedir.

Ortadoğu’da dengeler altüst olurken ve değişim rüzgarları bölgede oluşturulan 20. yy. kolonyal sistemini dönüşüme zorlarken, Tahran yönetimi de bölgede bazı ülkelerde azınlık olan ama iktidarları elinde tutan Sünnilerin yönetimi altında yaşayan ya da tam tersi durumdaki ve genellikle ezilen bir grup olarak Şii dünyasında bir domino etkisinin mümkün olup olmayacağına odaklanmaktadır.

ABD tarafından oluşturulan İranofobi’nin en büyük “müşterileri” olan başta Suudi Arabistan olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Bahreyn, Körfez’de İran’ı köşeye sıkıştıracak özellikle İran’ın kontrolünde olan stratejik enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı kartını zayıflatacak, nükleer faaliyetleriyle şimşekleri üzerine çeken Tahran’a baskıları artıracak ve “Üç Adalar Sorunu”[1] gibi siyasal manevra alanlarını iyi değerlendirmek istemektedirler. İran karşısında aktif bir dış politika ve Batılı güçlerle ittifak arayışı içinde olan Körfez ülkelerine karşı ise İran’ın en önemli kartını, özellikle son yıllarda bölgede kıpırdanmaya başlayan etnik kimlik siyasetleriyle bölge Şiileri oluşturmaktadır.

Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez İşbirliği Konseyine bağlı “Körfez Kalkanı” olarak adlandırılan askeri birliklerin müdahale ettiği Bahreyn’de son yaşanan gelişmelerin de gösterdiği gibi Körfez ülkelerinin İran’ı hedef göstererek, Tahran yönetiminin Şiilere etki ederek onları siyasal olarak tahrik ettiği ve itiraz gösterilerinin İran odaklı olduğu suçlamaları, bölgede İran merkezli Şii eksenle Suudi Arabistan eksenli Sünni refleksin giderek radikalleşme yoluna dönüşme tehlikesini ortaya çıkardı.

Aynı şekilde Riyad yönetimi, 2009 yılı sonu ve 2010 yılı başında Yemen’in kuzeyinde yaşanan gelişmelerde Husi’lerin İran tarafından desteklendiğini ve Husi’lerin ülke güvenliği için büyük bir tehdit olduğunu iddia etmişti.

Yine Bahreyn’de yaşanan son olaylar sonrası Bahreyn Kralının İran’ı ciddi bir şekilde suçladığı ve kendisinin 20-30 yıldır ciddiyetle hazırlanan bazı ülkelerin (İran kastedilmektedir) oyunlarını boşa çıkardıkları yönündeki açıklamaları, bölgede artan kutuplaşmaya yeni figürlerin eklendiğini, Birleşik Arap Emirliği ardından Tahran yönetimi ile dengeli bir tutum izlemeye çalışan Bahreyn’in de resmen İran ile karşı karşıya geldiğini ve Körfez ülkeleri arasında artan gerilimin bölge ülkeleri ve petrolle beslenen dünya sanayisi için önemli sinyaller içerdiğini göstermektedir.

Sonuç olarak; İran karşıtlığının zirve yaptığı Körfez ülkeleri ve Tahran yönetimi arasında artan gerginlikler, Ortadoğu’da tüm yaşanan değişim talepleri ve halk hareketlerinin sonunda bölge ülkelerinin kendi çıkarları ve bölgeyi kendi çıkarları eksininde dizayn etmeye çalışmaları ve bunun sonunda bölge ülkeleri arasında yaşanan gerilimler, İran’ı değişime zorlayan Batılı ittifak güçlerinin de hiç de rahatsız olmayacağı bir siyasal ve askeri ortamı doğurabilecektir.

————————————————————————————————————————————-

[1] Birleşik Arap Emirliği, İran’ın elinde bulunan Ebu Musa, Büyük ve Küçük Tomb adalarının kendisine ait olduğunu ve Tahran yönetiminin bu adalarda işgal gücü olarak yer aldığını savunmakta ve bu görüşlerine Körfez İşbirliği Konseyi tarafından da sonuna kadar destek olunmaktadır.

Kaan Dilek

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.