Çarşamba, Ağustos 21, 2019
Ana Sayfa > Gündem > Tarihin Zafer veya Yıkım Habercileri Kuyrukluyıldızlar

Tarihin Zafer veya Yıkım Habercileri Kuyrukluyıldızlar

komet

-Nereden geliyorlar?- Halley, Beytlehem yıldızı mı?- Kuyruklu yıldızlar göründüğünde- Geçmişin diğer kometleri- Kuyrukluyıldızlar mikrop taşırlar mı?- Kuyrukluyıldız atmosfere girerse-

Astronomlar için, bir kometi heyecan verici kılan nedenler, onların ne yapacağının asla tahmin edilemez oluşundan kaynaklanır. Kuyrukluyıldızlar aniden aydınlanabilir veya birkaç saat içinde solabilir. Kuyruklarını kaybedebilirler, ya da birden fazla kuyrukları gelişebilir. İkiye bölünebilirler, hatta, öne ve arkaya savrulan iki kuyruğa sahip bir komete de dönüşebilirler.

”Bilgimiz daima korkumuzu azaltır” diyorum ve birçok bulguyu bir arada ele almaya çalıştım.

Tarih boyunca Kuyrukluyıldızlar kimilerine yeni topraklar ve krallıklar, kimilerine yıkım ve kara hastalıklar getiren işaretler olmuş, güneşe yakınlaşıp da göze göründüklerinden itibaren gelişen her doğa olayı ve günlük yaşamın getirdikleri, onların sorumluluğuna ait görülmüştür. Öncelikle kometlerin fiziksel özelliklerini hatırlayalım.

Bulutsuların en eski ve temelde bakir bazı nesnelerini temsil eden kometler, Güneş ve Gezegenlerin oluşurken, yoğunlaşmış bulunduğu engin tozun orijinal makyajına sahipler.

Donmuş element bileşikleri, dağınık hidrojen bulutları, gaz ve toz kalıntıları, buz içine gömülü çakıllar ve kayalardan oluşan katı bir çekirdek, bir kuyrukluyıldızın genel doğasını tarif eder. Bir Güneş sistemine giren Kuyrukluyıldızın buzları erimeye başlayacaktır, tabi cismin çekirdeği de buhar bulutlarıyla sarılır, güneş fırtınaları yüzünden bulut ters yöne sürüklendiğinde de upuzun, görkemli bir kuyruk doğar.

Bu kuyruk halindeki toz ve buhar bulutunun kütlesi azdır ve kuyruklu yıldız ne denli büyük ve buzlu olursa, kuyruğu da güneşe olan mesafenin yakınlaşmasıyla birlikte o kadar büyür. Kuyruklu yıldızdan fışkıran buzlar; metan, su, amonyak, hidrojen siyanür ve asetonitril içermektedir.

Bir kometin gaz kuyruğu 100 milyon km. olabilirken, toz kuyruk 10 milyon km. uzunluğunda olabilir. Kayıtlanmış en uzun kuyruk, 1843 yılında, 250 milyon km. uzunlukta kuyruğu ile gözlenen 1843 Büyük Kuyrukluyıldızı’dır. Eğer kuyruklu yıldızın, sert kayadan oluşan çekirdeği yoksa; tıpkı Beila kuyruklu yıldızı gibi yörüngesi Dünya ile çakıştığında, meteor yağmuruna neden olur. Bu olay, Kasım 1872’de gerçekleşmiştir.

Dolaşırlarken, güneşin her yanından geçişte madde kaybederler ve dağılıp yok olasıya kadar bu durum sürer, düzensiz hareketli bu salınımları yüzünden çoğunlukla, bir gezegene ya da uydularına çarparlar.

Ömürleri 5.000 ila 600.000 yıl arasında değişir. Komet’in sistemimizden geçerken kaybettiği meteor parçaları kayan yıldızlar gibi yere inebilir. Dünya ve kuyrukluyıldızlar arasındaki çarpışmalar, diğer yaşam formlarına tükenme getirmiştir. Kitlesel halde yok oluşları, eski dönemlerde bu tür çarpışmalar olduğunu gösteriyor. Büyük bir kuyruklu yıldız veya bir asteroitin gelebilme olasılığı, elbette ki her zaman var. En son ve en devasa çarpma, bundan yaklaşık 65 milyon yıl önce gerçekleşmiş ve dinozorları yok etmişti.

Çok uzak olmayan bir geçmişte, kuyrukluyıldızlar kötü alametler olarak kabul edildi. Yaklaşık 3000 yıl öncesine uzanan Çin ve Avrupa’daki yazılı kayıtlar, Kuzey, Orta ve Güney Amerika yerlilerinin, Pasifik Okyanusu’na dağılmış çok sayıda adaların tablet ve kodeksleri, genel olarak, farklı bu toplumların savaş, deprem, hastalıklar ve hatta liderlerinin ölümünden kuyrukluyıldızları suçladıklarını gösteriyor. Bunun bir nedeni de, mikrop taşımaları olabilir mi, yoksa batıl bir inanış mıdır?

 

NEREDEN GELİYORLAR?

Birçok kuyrukluyıldız, güneş sistemimizin dışında, teorik Oort Bulutu ve Kuiper Kuşağı olarak adlandırılan bölgelerde bulunuyorlar. Oort Bulutu, güneşten 8 trilyon kilometre aralığında, içindeki kuyrukluyıldızların toplam sayısı bir trilyon. Bu bulutun içindeki nesneler birbiri ile çarpışmakta ve kimilerini dışa püskürtmektedir. Kuiper bandına en yakın gezegen olan Neptün, bu banttaki objelerin yörüngelerinin bozulup, Güneş Sistemi’nin içine atılmasının da sorumlusudur. Bu sayede içeri giren nesneler, Güneş Sistemi içinde yeni bir yörünge kazanır ve 200 yıldan daha kısa dolanımı olan, kısa periyotlu kuyruklu yıldızları oluştururlar.

Güneş’e, 1 Dünya uzaklığı mesafesinde yaklaşabilen kısa periyotlu kuyruklu yıldızlar, 1 milyon yıl boyu, Jüpiter’e yakalanmadan dönebilseler dahi, sonunda, Jüpiter’in muazzam çekimi ile Sistem dışına atılırlar.

1970 yılında, Comet Kohoutek “Yüzyılın Cometi” olarak lanse edilmişti, ama hayal kırıklığı olduğu ortaya çıkmıştı. Çünkü, tüm kometlerin kuyruğu, daha güneşe ulaşmadan önceki haftalarda dağılabilir, ya da 2012 de Maya kehaneti bekleyenlere, 2013’de gerçek bir şov da sunabilirler.

2013 göklerinde beklenen 2 ayrı komet var. Bir değişiklik yaşamalarını dilerdik belki, ama yaşamazlarsa, C/2012 S1 ISON ve C/2011 L4 PANSTARRS heyecanla bekleniyorlar. Ison, Ekim 2013’de, Panstarrs ise, Mart ayında göze görünür olabilecekler.

 

HALLEY /BEYTLEHEM YILDIZI MI?

Herkesçe bilindiği üzere, Dünyamız, çıplak gözle görülebilen tek kısa periyotlu kuyruklu yıldız olan ve her 76 yılda bir görünen Halley’le 1910 yılında selamlaşmıştı. 1986 da tekrar göründü, şimdi 2061 bekleniyor.

Matta İncilinde okunduğu üzere, 2,1: ”İsa’nın Kral Hirodes devrinde, Yahudiyenin Beytlehem Kentinde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler doğudan Yeruşalime gelip şöyle dediler: Yahudilerin Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda Onun yıldızını gördük ve Ona tapınmaya geldik’’ 2,7: Bunun üzerine Hirodes yıldızbilimcileri gizlice çağırıp onlardan yıldızın göründüğü anı tam olarak öğrendi. 2,9: Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Doğuda görmüş oldukları yıldız onlara yol gösteriyordu, çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca durdu. 2,10: Yıldızı gördüklerinde olağanüstü bir sevinç duydular.

MÖ. 12 yılında görünen bu yıldızın, büyük olasılıkla, periyodik ziyaretçimiz Halley kuyruklu yıldızı olduğu söyleniyor. İncil’in Yeni Ahit’inde İsa A.S’nın doğumu ile ilgili öykünün anlatıldığı kısımdaki Beytlehem yıldızı olabileceği savunulurken, bazı hesaplamalara göre de, bu sonucun, miladi takvimin başlangıcını MÖ. 12 yılına düşüreceği söylenilmektedir.

1758-1835-1910-1986- 2061 Halley kuyrukluyıldızının 76 yıllık periyotlarından bazı tarihler ve 2061 de yeniden bekleniyor. 1705 yılında bir kometin yörüngesini saptayarak, adı o komete verilen Edmund Halley’e ithafen Comet Halley adını alan ve her 75–76 yılda bir görünen bu kuyruklu yıldız, dışmerkezliliği büyük bir elips üzerinde hareket etmektedir.

Çıplak gözle görülebilen tek kısa periyodlu bu komet, yörüngesini yaklaşık bir insan ömrü içerisinde tamamlıyor. İç Güneş Sistemi’ne girdiği yıllardan biri olan 1066’da görülünce, ünlü Bayeux işlemesi’nde resmedilmiş, 1531- 1607-1682 yıllarında periyodik halde yeniden ortaya çıkmıştı. Halley, hesapladığı yörünge ile onun, 1758’de döneceğini öne sürmüş ve savı doğrulanmıştı.

 

KUYRUKLUYILDIZLAR GÖRÜNDÜĞÜNDE

Kur’an-ı Kerim 86. Et-Tarık Suresi, aniden karanlığı delerek gece gelen bir yıldızdan haber vermektedir. 17 ayettir, kelime anlamı ile, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan, ışık saçan yıldızdır. İslami kaynaklar, Nuh kavminin dağıtıldığı, Firavun’un kavminin yok edildiği, İbrahim peygamber’in ateşe atıldığı, “Hz Muhammed’e (S.A.V) vahiy indiği, İstanbul fetih olunduğu zamanlarda, göksel bazı işaretlerin bulunduğunu ifade etmektedir, bunların kimisi bir kuyruklu yıldızla da bağlantılı olmuştur. I. Dünya Savaşı çıkmadan az önce tutulan Güneş ve bir komet geçişi, önemli dönüm noktalarına vurgu yapmak için ele alınmış, bunun yanı sıra beklenen kutsal olaylarla da kuyrukluyıldız geçişleri bağdaştırılmıştır.

Bunların en önemlilerinden biri de, ahir zamanda geleceği bildirilen Sahib-üz-zaman, Hz.Mehdi-i Muntazır’ın geliş alametlerinden olan bir kuyruklu yıldızın, önceden belirtilmemiş bir zamanda görünmesidir.

 

GEÇMİŞİN DİĞER KOMETLERİ

MÖ. II. bin yılda gelen Kuyruklu Yıldız ise, birçok milletin, kadim destan ve efsanelerinde yer almış. Milattan önce ikinci binyılın ortalarında, Dünya, tarihinin en korkunç felaketlerinden birini yaşamıştı. Yörüngesinin Güneş’e en yakın noktasında bulunan bir Kuyruklu Yıldız, gaz halindeki kuyruğu ile gezegenimize dokunmuştu. Dünyanın rotasyonundaki hız değişerek, müthiş kasırgalar başgöstermiş, salt karanlık içinde günler geçmiş ve karşı tepkime yüzünden litosferi sarsan dehşetli şok dalgası büyük depremler oluşturmuştur. Babil’in Gılgamış destanında, bu kozmik felaket, gündüzün ortasında gecenin karanlığından da koyu bir karanlığın bastığı zamanları anlatır. Eski Mısır Exodus kitabı bundan özellikle bahsetmektedir. Babillilere ait efsanede ise; Dünya’nın, bir gökyüzü yaratığı olan Tiamat’ın gökte kesilmesiyle akan kan sebebiyle kırmızıya boyanmış olduğu söylenir. Maya belgeleri de, batı yerkürede her şeyin kana bulandığını haber verir. Kalevala adlı Finlandiya destanı ve Altay Tatarlarına ait efsanelerde, kan tüm dünyayı boyadı ve denizler erguvan renkli dalgalarla bulandı ifadeleri bulunmaktadır. Bu felaket, hayatta kalanlarca asla unutulmamış ve bütün kadim metinlerde yerini almıştır.

(Okültizm ve Enerji, sayfa 564-565 Bölüm VII/ Güncel Alan- Kısım 65’de yer alan parçadan kısa bir alıntıdır)

Milattan önce 164’den iki Babil çivi yazılı tablette “önce batıya, Pleiades ve Toros alanında Anu’nun yolunda doğuda göründü ve Ea yolu boyunca geçmişti kuyrukluyıldız” sözleri ile, bir başka kometten bahsedilir.

MÖ. 87’de bir kuyrukluyıldız için bilgi kaynağı olan Babil çivi yazılı tablet, yaz aylarında ve kameri ay boyunca “gün ötesinde gün” görüldüğünü, kuyruğunun çok uzun olduğunu belirtir.

MS. 100 civarında yazılmış Çince metin Han Shu, bir başka gözlem içerir. Bu bir “ışıldayan yıldız”Ağustos ayı içinde, “doğu çeyreğinde” kuyruğu ile görüldü denilmektedir. İkizler takımyıldızı içinde bir grup olan “Tung-Ching” in ardından gelmiş, Leo ve Lynx takım yıldızları içinden kuzeye saparak bir Eylül gecesi “batı çeyreğinde ufkun üzerinde” görünmüştür.

Dünya’ya en çok yaklaşan ama değmeyen kuyruklu yıldız Nisan 837 tarihindedir, bir kaç gece boyu, dünya çapında, ama ilk olarak, 21 Mart’ta Çin tarafında görülmüştü. Japon kayıtlarında da mevcut olan, çok uzun kuyruğa sahip bir komettir.

MÖ. 79 kuyrukluyıldızı, Pompeii ve Herkulaneum şehirlerinin yıkımına yol açtığı düşünülen ve Yanardağ patlaması için suçlanan konumdadır.

Normanlar bir istila planı içinde iken, 1066 Halley kuyruklu yıldızı, iki ay boyunca gökyüzünde asılı idi. Hastings Savaşı’nda, bir kaç ay içinde Normanlar galip geldiler ve kral William’ın en sevdiği işareti olarak komet de işlemelere geçti.

1665 kuyrukluyıldızı Londra’da 90 bin kişi öldüğü Kara Vebanın sorumlusu ilan edilmişti.

1835 yılında Halley kuyruklu yıldızının görünümü ile birlikte, yangın vakaları büyüdü, komet birçok şey için suçlandı, Afrika’da insan katliamı, Zulu savaşı, Küba, Meksika, Ekvator, Orta Amerika, Peru, Arjantin ve Bolivya’da patlak veren savaşlar da bunlara dahildi.

66 yılı Halley kuyruklu yıldızının görünüşü 70 yılındaki Kudüs’ün düşmesinde “bir uyarı” mıydı?

Yine, Halley kuyruklu yıldızının görünmesinin, Konstantinopolis’in Türkler tarafından yapılan başarılı bir 1453 Fethi üzerine “göksel bir açıklama” olduğu söylenmektedir.

Günümüzde Dünya’yı tehdit edebilecek nesneler için ciddi araştırmalar başlatılmıştır. Bu arada Hollywood, geliştirilmiş bilgisayarlarla büyük bir göktaşının ya da kuyrukluyıldızın vuracağı Dünya’mızı Deep Impact-1998, Armageddon- 1998, Meteorites-1998, Doomsday Rock -1997, Asteroid -1997 ve Meteor 1979 gibi bir dizi, filmle gösterince, belleklerde korku birikimine yol açmış oldu.

26 Mart 1997 tarihinde ise, dini bir tarikatın 39 üyesi bir ritüel ile intihar ettiler. Çünkü Hale-Bopp adlı kometin fotoğrafı üzerinde, onu takip eden bir UFO olduğu iddiası buna yol açmıştır. Oysa, o bölgede çekilen her fotoğraf üzerinde mevcut olan bir yıldız UFO olarak lanse edilmeseydi, bu uzay kültü üyeleri, “UFO”nun onları alıp başka bir yere götürmek için geldiğine ikna olup intihar etmezlerdi.

 

KOMETLER VE MİKROPLAR

Halley kuyruklu yıldızı 1910 yılında güneşe yaklaşırken, gökbilimciler Dünya’nın aslında o yılın Mayıs ayında bu kuyrukluyıldızın kuyruğundan geçebileceğini duyurdular. Gezegenimizin güvende olduğunu, herkese emin ve muhteşem bir günbatımı olasılığını da ifade ettiler.

Bu arada, şimdilerde de, çeşitli kazanç planlarını sahneye koyması beklenen, sahtekar ve kıyamet fırsatçısı potansiyel odaklar, bu olayın bağlantıları üzerine kilitlenmişti. Kuyrukluyıldızların, zehirli bir gaz içerdiğini ve Dünya’nın kuyrukluyıldızın kuyruğundan geçmesinin bu gazı yayarak, insanları ciddi tehlike altında bırakacağını yaydılar. Çok sayıda gazete bu hikayeyi yayınladı. Astronomlar, öylesine etkilerin hiçbir kötü sonuç yaratmayacağını söyleseler de, ancak birkaç gazete bu doğru bilgileri verdi. İlginçtir, büyük bir panik ve girişimcilerin yararına alınan sonuçlar! Zehirli gazın etkilerine karşı koruyacağı söylenen “kuyrukluyıldız haplarını” elbette deli gibi sattırmıştır.

 

PEKİ GERÇEKTE MİKROP TAŞIRLAR MI?

Tarih boyunca, kuyruklu yıldızların felaket habercisi olduğuna dair inanç daha güçlüydü. Muhakkak ve savaşlar, depremler, yangınlar, veba, grip, birçok bulaşıcı hastalıktan da uğursuzlukları ile sorumlu oldular. Peki gerçekte bir komet, mikroplara yaşanabilir ortam sunar mı? İçlerinde, bakteri ve virüsler olabileceği ve mikroorganizmaları taşıdıkları doğru mudur?

Bir kuyruklu yıldız, güneşe yaklaşınca ısınır, milyonlarca millik kuyruğundaki, kaya, toz, su buharı ve atıkları salar, bunlar da akan yıldız gibi tutuşur ve tonlarca kozmik toz yağdırabilirliği olasıdır deniliyor. Bazı mikroplar ve viral partiküller, mikro düzeyde sulara karışabilir mi?

“Extremophiles” denilen organizmalar buzda uyuyor olabilirler diye bir habere rastlıyoruz. Antarktika Vostok Gölü’nde buzda saklı bir çok mikrop keşfedildiği duyurulmuştu. Nasa’dan R. Hoover, 4.000 yıllık eski bir buz çekirdeğinde protozoonlar bulunduğunu, bunların, uzaydan düşen eski kozmik toz parçacıklarıyla bağlantılı olduğu saptamıştı.

1918’de Encke kuyruklu yıldızı ile gelen bir mikrobun ilk önce kuşların ölmesiyle başladığı, 8.500 kişiyi etkileyen Sars virüsünün uzay döküntüsü olarak stratosfere girdiğini savunanlar, veba dahil, diğer salgınları kuyruklu yıldızlarla ilişkilendirenler bulunuyor. Bilim adamları, Grönland buzundaki amonyum plakları ile, uzaydan gelen cisimlerin etkileşimleri arasında bağlantı kurmuşlar ve MS. 539, 626, 1014 yıllarında yaklaşan gök cisimlerinin kozmik etkisi ve buzda bulunan amonyum arasında da ayrı bir ilişki olabileceğini düşünmüşlerdi.

Epidemiler, veba, taun, kolera grip gibi birçok hastalıktan sorumlu tutulan komet ve meteorların mikrop taşıyabilirliği ve bunların dünyada etkin olup olmayacağı tartışmaları oluşurken, özel bir balonla 16 kilometre irtifada elde edilen canlı bakterilerin, bir kuyruklu yıldızdan kaynaklandığı olasılığı üzerinde durulmuştu. İngiltere’de Cardiff Üniversitesi astrobiyologları, yeryüzündeki bakterilere benzemeyen bu organizmaların, uzaydan geldiği onaylanırsa yeniden açıklamada bulunacaklarını bildirmişlerdi. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi ise, bir araştırmada, mikropların, milyonlarca yıl boyu yaşamlarını sürdürebileceklerini, bu zamanın da, mikropların bir yıldızdan diğerine ulaşmaları için kafi olduğunu belirtmişti. Ancak sonradan başka araştırma ve açıklamalar da oluştu.

Nasa’dan Richard Hoover’ın, Güney kutbu yakınlarındaki Vostok Gölü’nde ve derin permafrost’un -donuk topraklar- içinde, bakteri ve mikroorganizmaların, yaşayabilir sporlar oluşturabilen mikropların, milyarlarca yıl hayatta bulunabilirliğini keşfetmiş olması doğru muydu?

Diğer yandan; Hooever’ın ilkel yaşamın Dünya dışı kaynağı olduğu tezinin, yaşamın tek bir yerde oluşup, daha sonra, kuyrukluyıldızlar veya göktaşları aracılığıyla, diğer yıldız sistemlerine ulaşabildiğini savunması da ilginçti. Elbette deliller çok yeterli bulunmasa da, Antartika’daki göktaşları hakkında geliştirilen son araştırmalarda ve ekstremofil mikroorganizmaların son yıllardaki incelemelerinde, bu görüşler yeniden irdeleniyordu.

Kuyrukluyıldızlar içinde Alien/yabancı mikroplar Mart 2011’de NASA bilim adamı Richard Hoover tarafından Kozmoloji Dergisi’nde yayımlandığında, yeryüzünde bulunan bir kuyrukluyıldızdan gelen uzay mikroplarına kanıt iddiaları yavaş yavaş çökmeye ve NASA’nın bulgular arkasında durmayacağını göstermesi ile de, yeryüzünde bulunan fosilleşmiş bakteriler gibi iddialı bu makalenin çarpıcı havasını düşürmüştü. Marjinal bir bilimsel dergi çerçevesinde kalmayan keşif, haber kanallarında üç gün boyunca popüler kalmıştı, ancak tam olarak doğrulanamadı.

Uzaylı yaşam formlarının, düşündüğümüzden çok daha önce, yeryüzünde bulunuyor olması iddiası, sonunda, CNN’in kendi Web sayfasındaki “Bilim” bölümünde hemen ortadan kaldırılmıştır. Meteor mikrobu için, gazetecilerin sapla samanı hala ayırması gerekiyordu.

Bu göktaşlarının kuyruklu yıldız malzemelerinin içindeki boşluklarda ve lifli elyaflardaki bakterileri içermesi ve bir NASA araştırmacısının onların uzaylı yaşam fosilleri olduğunu iddia etmesi ne kadar heyecan yaratsa da, farklı disiplinlerde Üst bilim adamları, ilk dört gün içinde, NASA ile elele vererek olguyu reddettiklerini açıkladılar.

Biyologlar, onların dünyadışı mikrop fosilleri olmadığını ve dünyadaki bakteriler tarafından oluşturulduğunu ifade ettiler.

Çalışmanın yazarı Richard Hoover’ın, Antartika’da bulunan ve Mars’tan gelen bir göktaşını uzaylı yaşama kanıt gösterişi, NASA Astrobiyoloji Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher tarafından yapılan beyanatla, ayrıca Kuyrukluyıldızlardan geldiği düşünülen ve 1938 -1806 ve 1864 yıllarında Tanzanya ile Fransa’da bulunan meteorların incelenmesiyle düzenlenen raporların negatif sonuç içerdiği bildirildi.

 

KUYRUKLU YILDIZ ATMOSFERE GİRERSE

Büyük nesneler, uzaydaki yörünge hızlarını koruyarak, havayı sıkıştırırlar ve güçlü şok dalgası yaratırlar, bu da atmosfer basıncının milyonlarca katıdır. Isıları öylesine artar ki, atomlar plazma haline gelir, çarptıklarında ise, hem taşı toprağı, hem kendilerini eritirler, kayaları buharlaştırırlar. Bu buhar, sıcak bir bulut halinde mantar gibi yükselir atmosfer toz ve parçacıklar ile dolmaya başlar, buhar sıcaklığı 2500 dereceye çıkabilir, bu durumda uzak ormanlar dahi tutuşabilir.

Yılda yaklaşık 1.000.000 km2 ‘lik, alana, 1 kg’dan büyük 10 ile 100 arası göktaşı düşüyor. Dünya’da felaket doğuracak bir asteroit çarpma ihtimali, NASA’nın, gelişmiş teleskop sistemi ( L.S.S.T ) ile, uzaydaki asteroitleri sürekli gözlemlemesini zorunlu hale getirmiş görünüyor.

En büyük risk, bilinen bir asteroit ya da kuyruklu yıldız yerine, keşfedilmemiş olan ve yanıltarak, ani ortaya çıkan birinin Dünya’ya çarpmasıdır. Bir gök cisminin denize düşmesi son derece yıkıcı etki doğurur, tsunami etkisi , su kütlesi bulutu da bunlardandır. 2005’te, Tempel 1 adlı kuyruklu yıldıza 820 kg’lık bir kütle fırlatılmıştı. (deep impact) NASA, Dünya’ya Yakın Objeler Programı çerçevesinde; çarpma tehditi olan, 1 km’den büyük çaplı ve yörüngeleri Dünya’yı kesen objeleri araştırma projelerine yılda 4 milyon dolara yakın harcama yapmaktadır.

Atmosferdeki kuyrukluyıldız patlamalarının deprem yaratabilirliği de tartışmalıdır. Yılda onlarca kez, göksel patlamalar olmakta ve atmosferin gözlem yapılamayan yüksek yerlerinde, ışık parlaması halinde, ne olduğu anlaşılamayan olaylar, kayıt altına alınamayan ufak çapta gökcismi tacizlerine işaret edebilmektedir.

Geçmişte oluşan ve tam bilinemeyen binlerce felaket, sıklıkla çarpan kometlerin etkisi ile olmuştur.

2029 göklerinde beklenen, 13 Nisan 2029’da gelmesi muhtemel Apophis asteroiti, genel bakışla 50.000 km’den daha yakın bir mesafeden başlayarak Dünya’nın yanından geçecektir. 2036 yılında geri dönüp çarpma nedeni de, tam da o zaman ! oluşabilecek bir ikilemdir. Zira, Dünya’nın yerçekiminin, Apophis’in yörüngesini saptırdığı nokta, çok önemli bir açıyı belirleyecektir. Geri geldiğinde çarpıp çarpmayacağının bilgisine sahip bir an dilimidir.

10 Ocak 2013’de, NASA, Apophis adı verilen asteroitin, 2036 yılında Dünya’ya çarpmayacağını açıkladı. Asteroit 2004 yılında keşfedildiğinde, bilim adamları başlangıçta 2029 yılında %3 ihtimalle Dünya’ya isabet şansı olduğunu hesaplamıştı. Bu senaryo sonunda dışlandı. 2036 yılındaki olası bir çarpışma için, NASA Near-Earth Object Program Ofisi yöneticisi Donald Yeomans, basın açıklamasında; ”milyonda birden az çarpma şansı görünmektedir” diyerek herkesi rahatlattı.

Bununla birlikte, Asteroid Apofi/Apophis, Dünya’nın çok yakınına gelecek. 2029 yılında sadece 19,400 km uzaklıkta ve 2036 yılında ise, Dünya yüzeyinden yaklaşık 17,200 km. mesafede olacak. İşte bu nedenle, insanların onu çıplak gözle görmeleri mümkün olacak.

“Eski Kavimler”in, “Kuyruklu Yıldız”la nasıl mahvolduğu, Ad, Semud, Nuh ve Lut Kavmi’nin nasıl bir yıkıma uğradığı Kur’an-ı Kerim’de bildirilir. Göklerden gelecek yıkıcı güç konusunda sureler bulunur. Necm, Hud, İbrahim, Hicr, İsra, Saffat, Neml, Şuara, Nur, Sebe, Fussilet, Ahkaf, Zariyat, Kamer, Mülk, Hakka ve Naziat surelerinin ayetlerinde de geçmektedir.

Nasa yetkililerinin Near Object Programı ile ilgili bir bildiriminde ise, özetle şu ifadeler yer almıştı; ”O denli çok NEO bulunuyor ki, belki de, ‘’hiç bir uyarı yapılamadan ışık ve sarsıntı ile gelecek’’ Küresel felakete, ancak 1 km.’den büyük çapa sahip objeler yol açabilir. Kuyruklu yıldızlar, geçmişte Dünya’ya çarpmıştı, gelecekte de çarpabilir. Unutmayalım ki, 65 milyon yıl önce Meksika’ya çarpan komet, yaşamın dörtte üçünü yok etti. ”

Elbette tüm bu nedenlerle, insanlı bir yaşamın devamı için alınan önlemler dahilinde, mükemmel özelliklere sahip sığınaklar ve tohum bankası hazırlanmıştır.

Ferda Ercan Uyulan.

 – Haber Lotus –

http://www.facebook.com/okultizmveenerji

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.