Ana Sayfa > Manşet > Asteroid-313

Asteroid-313

“Nasıl yani?” diye merakla sordu Kubi. Skleraları* şaşkınlıktan yemyeşil olmuş ışıldıyordu. “Şimdi bana, siz dünyalıların hiçbir şey yapmadan, boş boş oturabilecekleri bir günlerinin olduğunu mu söylüyorsun?”

“Evet” diye yanıtladım. Ardından hemen “Yani kısmen boş boş geçirecek” diye düzelttim. Sonra sordum “Neden şaşırdın anlamadım, bana sizin gezegende de gün ve ay isimlerinin bizimkilerle aynı olduğunu söylemiştin diye hatırlıyorum.”

“İsimleri aynıdır ama sanırım sıralamaları biraz değişik. Bizim gezegende Cumartesi’den sonra Pazartesi gelir.”

“Ama bu çok saçma” diye itiraz ettim. “Dinlenmek ya da eğlenmek için bir gün ayırmalı kendine insan.”

“Asıl saçma olan sizin dünyanızdaki uygulama” diye karşı çıktı leyleklerin tıkırdamasını andıran bir sesle. Sesi yükselmişti ama yüz hatları olmadığından ve konuşurken dudakları bizimkiler gibi büzülmediğinden sinirlenip sinirlenmediğini anlayamadım. Zaten öfkelenmek, sinirlenmek, nefret etmek gibi hisleri dünyaya geldiğinde öğrenmişti ve bu yüzden bu duygulara karşılık gelen bir göz rengi şimdilik oluşmamıştı. Pazartesileri cumartesiden sonra başlatacak kadar ilginç bir gezegenden gelen birine öğretecek tek şeyimizin öfke ve nefret olması içimi burktu.

Yine de gözleri uçuk, tozlu bir maviye dönüşmeye başlayınca sakinleştiğini ve huzur seviyesinin maksimumda olduğunu anladım. Kendi lisanında yumuşak sayılabilecek ama bana örs üzerinde çınlayan bir çekiç gibi gelen ses tonu ile devam etti anlatmaya…

“Düşünürsen, aslından ne kadar saçma olduğunu sen de anlayacaksın. Mesela o gün ne yapacaksın? Kana kana uyumak istesen balığa çıkamazsın, arkadaşların pikniğe gitmek istesen, kız arkadaşın onu ektiğin için canına okur; kırlarda, bayırlarda dolaşmak, denize gitmek istesen, en sevdiğin diziyi kaçırırsın; yalnız kalıp kafa dinlemek istesen, uzun zamandır ziyaret etmediğin annenin sitemini dinlemek zorunda kalırsın. Aynı zaman aralığında her şeyi yapmak zorunda olduğun tek bir gün! Bu korkunç. Yapman gereken onca şey arasında seçim yapmaktansa ve yaptığım her seçim başka bir seçeneği reddetmek anlamına geliyorsa ve her yapamadığın şey için üzüleceksen veya bu yüzden birinden azar işiteceksen, bugünün hiç olmaması daha iyi değil mi?”

Cümleleri makineli bir tüfekten dökülen boş kovanlar gibi bir biri ardında sıralarken gözleri üzüntüyle çürümüş bir kavuniçiye döndü. Bizim için gerçekten üzülmüştü Kubi.

“Ama yine de hafta sonu olmayan bir düzen anlamsız değil mi?” diye sordum usulca.

“Hiç de değil. Zaten bir haftanın sonu diğerinin başı değil midir? Bence böylesi çok daha iyi.”

Sustum. Haklıydı aslında. Zaten hiçbir şeye yetmeyen bir günün varlığı gerçekten de saçmaydı. Belki de bugünün de çalışarak değerlendirilmesi dünya ekonomisine büyük katkı sağlardı. Hem zaten çoğu kez tüm bir Pazar gününü Pazartesi günü işyerinde başımıza gelecekleri düşünmekle heba etmiyor muydum? En azından bundan kurtulurdum. Hatta Pazar günü olmazsa Pazartesi Sendromu diye bir hastalık da olmazdı muhtemelen. Sonra birden zihnimde çakan bir şimşekle kendime geldim.

“İyi de” dedim. “Astereod-313’te de bir yılın 365 gün olduğunu söylemiştin. Ve hatırladığım kadarıyla takvimlerimiz de birbirine çok benziyor. Pazartesiler Cumartesi’den başlıyorsa Pazar günlerinin takvimden düşmesi gerekiyor.”

“Evet” dedi omuzlarını kısarak. “Güneş etrafındaki dönüşümüzü 365 günde tamamlıyoruz ama takvimlerimizde 313 gün var.”

“Peki kullanmadığınız 52 tane Pazar günü ne oluyor?”

“Ha onlar mı? ” diye umursamazca sordu. Benden bakışlarını kaçırmak için başını öne eğse de, parlak zeminden yansıyan, hınzır bir türkuaz ile parlayan gözlerini fark ettim.

“Şey… Bizde yılbaşı tatili 52 gün sürer de…”

—————–

* Bizim göz akı diye isimlendirdiğimiz, gözün beyaz kısmı.

Umut Çalışan

– Haber Lotus –

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.