Ana Sayfa > Dış Politika > Davutoğlu: ‘Dördüncü Restorasyon’da Türkiye Söz Sahibi Olacak

Davutoğlu: ‘Dördüncü Restorasyon’da Türkiye Söz Sahibi Olacak

Ahmet Davutoğlu’nun dış politika yaklaşımları hayli tartışılıyor ve tartışılmaya devam edecek.  Şüphesiz ki bu durumun arka planında yatan neden Davutoğlu’nun çıtasının çok yükseklerde olması… Zaman’da Abdülhamit Bilici “Hoca’nın İddiası ve Şansı” başlıklı makalesinde Prof. Davutoğlu’nun dış politika perspektifini masaya yatırıyor… İşte Abdülhamid Bilici’nin makalesi:

Hoca’nın İddiası ve Şansı

Gerçek örneklerle süslenmiş bir kavramsal çerçeve içinde dış politika muhasebesini dinlerken, birkaç nokta dikkatimi çekti.

Birincisi, Gürkan Zengin’in, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu anlattığı kitaba koyduğu ‘Hoca’ isminin ne kadar isabetli olduğu. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın da kendisine hitap ederken kullandığı bu sıfatın, ona başdanışman, büyükelçi ve bakan sıfatlarından çok yakıştığına şüphe yok. Son dönemde biraz değişse de Davutoğlu’nun büyük hayali kürsüsüne dönmek ve kitap projelerini tamamlamaktı. Kış Oyunları için Erzurum’da düzenlenen bir toplantıya yetişmek için ancak 1,5 saatini dinleyebildiğim ufuk turu 5 saat sürse ses çıkarmazdım. Erzurum’a vardığımda, neler kaçırdığımı öğrenmek için aradım. Sohbet sürüyordu.

İkinci nokta, felsefeye merakı ve akademik alışkanlıkla Davutoğlu’nun kavramsallaştırmadan konuşmamasıydı. ‘Komşularla sıfır problem’ sözünü içeride ve dışarıda herkese ezberleten Hoca’ya göre, bugünkü dış politikanın adı ‘dördüncü büyük restorasyon’ idi. Son 2 yüzyılı kapsayan 4 dönemde dünyada önemli değişiklikler olmuş ve Türkiye buna göre şekillenmişti. İlk restorasyon, 1800’lerde sanayi devrimi, Fransız devrimi ve sömürgecilik gibi sarsıcı gelişmelere karşı Osmanlı’nın ayakta kalmak için ortaya koyduğu Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet gibi çabalardı.

Cumhuriyet ikinci büyük restorasyondu. İmparatorluklar yıkılırken, bir ulus oluşturma çabasıydı bu. Döneme damgasını vuran, yurtta sulh cihanda sulh ilkesi, İzmir İktisat Kongresi, Sovyetler dahil Doğu ve Batı ile iyi ilişkiler kurma çabasıydı. Osmanlı olmasa bu restorasyon olamazdı. Zira itfaiye dahil kurumların hepsi Osmanlı’ya dayanıyordu.

II. Dünya Savaşı sonrası şartlar, üçüncü restorasyonu zorunlu kıldı. Bu dönemde, güvenlik ağırlıklı, NATO’ya endeksli bir demokrasi öne çıktı. İkinci dönemde yanımızda olan Sovyetler, bu dönemde karşımızdaydı. Bugün yaşananlar ise Soğuk Savaş ve 11 Eylül sonrası şartlarına göre şekillenen dünyaya uyum için yapılan dördüncü restorasyon. Öncekinden farklı olarak bu, güvenlik değil özgürlük eksenli. NATO’dan çok AB referanslı.

Davutoğlu’na göre bu dönemin bir farkı daha var. Öncekilerde hedef, ortaya çıkan düzene uyum sağlamaktı. Şimdi ise Türkiye yeni düzenin nasıl olması gerektiğinde söz sahibi olmak istiyor. Dikkat çeken üçüncü nokta, Davutoğlu’nun dış politikada AK Parti’ye özgü unsurlara vurgu yaparken, ilk kez önceki hükümetlerin katkısını taşıyan süreklilik unsurlarının altını çizmesiydi. Öncekileri takdir adına şu sözleri anlamlıydı: “Biz nevzuhur bir devlet değiliz, Abdülhamid’in, İttihat Terakki’nin, Atatürk’ün, Menderes’in ve diğer yönetimlerin tecrübe ve reflekslerine sahibiz.” Tevazuyu unutmama ve eleştiriye açık olma adına sarf ettiği şu sözleri de not ettim: “Biz her şeyi yaptık. Biz geldik her şey değişti, diyemeyiz. Devlet geleneği olan bir milletiz. Ancak son 8 yılda yaptıklarımızın hiçbir özgünlük taşımadığını söylemek de haksızlık olur.”

Davutoğlu’nun, dış politikaya AK Parti’nin özgün katkısı olarak dile getirdiği en önemli husus, Türkiye’nin dördüncü restorasyonda düzen kurucu rol oynama iddiası. Ona göre, Türkiye için bu bir tercih değil zaruret. Aksi halde, iç ve dışın bu kadar iç içe geçtiği bu dönemde mevzi kaybederiz; içeride sorun yaşarız. Düzen kuruculukta amaç, başkalarını domine etmek değil, bölgedeki unsurlarla beraber bir barış havzası oluşturmak. Düzen kurucu Türkiye’ye ulaşmak 4 adımla mümkün: 1-Uluslararası siyasette görünür olmak. 2-Soğuk Savaş’tan kalan NATO, AB, AGİT, Avrupa Konseyi gibi kurumlarla ilişkileri güçlendirmek. 3-Yakın çevreyle ilişkileri derinleştirmek. Vizeleri kaldırmaya ve ortak kabine toplantılarına devam. 4- Afrika, Latin Amerika, Çin ve Hindistan gibi yeni açılımları ilerletmek. Bu çerçevede Osmanlıcılık iddialarını reddeden Davutoğlu, böyle olsa Türkiye-Sırbistan ilişkileri bu kadar iyi olur muydu, diye soruyor.

Davutoğlu’nu dinlerken dikkatimi çeken son nokta ise Hoca’nın kısmeti veya şansı. 8 yılda girdiği 5 seçimi de kazanmış, tek başına iktidarda olan bir parti ve ehliyetine güven duyan bir lider kadrosuyla dış politika yürütüyor. Avrupa Birliği, stratejik diyalogla ilgili bir öneriye 6 ayda cevap veremez; başka ülkeler basit bir konudaki pozisyonunu günlerce netleştirmezken, “İsrail’e yangın söndürme uçağı gönderme kararını 2 dakikada aldık” sözlerini başka nasıl açıklarız?

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.