Ana Sayfa > Dış Politika > Türkiye Siyasetine Dışarıdan Bakmak

Türkiye Siyasetine Dışarıdan Bakmak

Arap dünyasında Tunus’da başlayan Yasemin devrimi, Mısır’da ivme kazandı, Libya’da üzücü olaylara neden oluyor ve diğer bölge ülkelerinde önemli değişim ve dönüşümleri tetikleyecek gibi gözüküyor. Halk on yıllardır süren totaliter rejimlerin yolsuzluk ve yoksullak getiren politikalarından bıktı ve değişiklik istiyor, ama nasıl?

Arap Dünyasındaki kabilevi nizam
Arap dünyasına bakıldığı zaman patrimonyal yani kabilevi yapının çok yoğun olarak devam ettiğini gözlemleriz. Peygamber efendimizin ortadan kaldırmaya çalıştığı yapı, kısa süre içinde Haşimi kabilesinden Emeviler tarafından yeniden ihdas edildi ve o gün bugun bölge kabile ve aşiret yapısı dikkate almadan analiz edilemez. Osmanlı bölgeden çekildikten sonra her biri bir aşiretin veya önemli bir aşiret destekli liderler tarafından uzun yıllardır yönetiliyorlar. Kimse elindeki yetkiyi devretmek istemiyor Örneğin Ürdün Haşimi Krallığı, Suud Arap Krallığı, Saltanat-ı Umman (Oman), Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap ve Katar devletleri de kabilevi yapılar.
Ayrıca Cumhuriyet ve Sosyalizm kavramlarını kullanan devletler var. Tunus Cumhuriyeti, Irak Cumhuriyeti, Mısır Arap Cumhuriyeti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Sudan Cumhuriyeti gibi. Ama olayların yoğunlaştığı Cezayir ve Libya, hem Sosyalist, hem Cumhuriyet hem Demokratik nitemelerini birden resmi olarak kullanan devletler.  Özgün adlarını verirsem durumun vehamatini daha iyi anlarız:el-Cumhuriye el-Cezairiyye ed-Demokratiyye eş-Şa’biyye el-İştirakiyye; el-Cemahiriyye el-Arabiyye el-Libiyye eş-Şa’biyye el-İştirakkiyye el-Uzma.
Sorun ataerkil ve patrimonyal yapıyı modern terimlerle aynen devam ettirmekten kaynaklanıyor, liberal, çoğulcu ve hesap veren bir demokrasi söz konusu değil. Her yönetici iktidarın babadan oğula geçmesini istiyor.  Dini değerleri önceleyerek net bir duruş sergileyen merhum Erbakan’ın benim açımdan en üzücü sözleri de, bu babadan oğula geçme sisteminin “saadet getirdiğini” söylemesiydi. Arap dünyasının içinde bulunduğu durumu görünce, bu patrimonyal yapının son tahlilde bölge halklarının lehine olmadığı ortada.
Halk değişiklik istiyor ama gerçekten demokratik  bir yönetim gelecek ve kaynakları azami oranda halkın ihtiyaçları için kullanacak mı? Öyle gözüküyor ki bu zor; çünkü en son Mısır örneğine baktığımız zaman,”Mübareksiz bir Mübarekcilik” söz konusu olacak Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde.
Evet, Araplar değişiklik istiyorlar ama bunu din merkezli yani bir nevi İslamcılık şeklinde değil. Bunun olabilirliği için de Türkiye’yi örnek gösteriyorlar. Son onlu yıllarda İslami değerleri önemseyen muhafazakar bir yönetim var, ama Batı ile ilişkileri de son derece yakın ve dostça diyorlar. Başbakan Erdoğan 1990’lı yıllarda İstanbul belediye başkanlığı döneminden bu yana yaptıklarıyla “pozitif örnek” olarak sunuluyor. (Mahir Arar Yemen Times,10.02.2011:6) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti ve buralarda hiç rastlanılmayan halkın arasına karışıp onlarla görüşmesi, pozitif örneği iyice pekiştirtirmiş.
Yemen’den, Arap yarımadasının stratejik noktasından Türkiye, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak gelişmesini örnek alınan bir yapı olarak gözüküyor ve bizleri onurlandırıyor. Ama Türkiye’den gelen haberler de aynı parelelde canımızı sıkıyor ve Yarınki Türkiye adına, örnek alan Ortadoğu halkları adına bizi üzüyor. Niçin mi?

Yarınki Türkiye
Açık bir toplum isteyen bir iktadar, başarısını nitelikli bir muhalefete borçludur. Muhalefet, iktidarın yanlışlarını görerek, ülke adına ne kadar farklı projeler geliştirirse, iktidar o kadar memnun olmalıdır. Çünkü güçlü bir muhalefet, güçlü iktidar için şarttır. Ve yarın muhalif bir parti iktidar olduğu zaman, aynı olumlu eleştireliri ve katkıları bekler. Bu nedenle olsa gerek Popper, iktidarın, muhalefetin yanlışlarını değerlendirerek, daha zayıf düşmesine çalışmak yerine, o hatalarını gidermeye çalışmalıdır der.
Öyle mi oluyor, hayır, maalesef, seçimler yaklaştıkça, siyaset, yıllar önce Nurettin Topçu merhumun söylediğini tekrar ediyor. Partiler, kardeşi kardeşe düşüren bir araç konumuna indirgenmiş. Parti adına birbirimize sövmek, pusu kurmak, her türlü çözüm önerisini ihanetle suçlamak, iftirayı en kolay yol olarak görmek, siyasetin meşru vasıtası olmaya devam ediyor.
Topçu’nun deyimiyle, “ikbal ticaretini hüner ve meslek kılan” partiler, fitne ortamını besliyorlar, nifak iyice aramıza giriyor. “Vatandaşlık ahlakımız çürüyor” Oysa güçlü, demokratik bir Türkiye, Yarınki Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri için elzem. Buralar kapalı, totaliter toplumlara dönüştürülmüş. 28 Şubat aktörlerinin de böyle bir Türkiye tasavvur ettikleri malum. Bir zamanlar en önemli yerde bulunan bir Paşa, Rusya, İran ve Çin ile stratejik ortaklıklar kurabiliriz demişti, hatırlarsanız. Bir başka önemli siyasi lider, Tunus’un tavrını örnek göstermişti bizlere. “Demokrat”, Cumhuriyet”, Sosyalist, gibi siyasal kavramları gayet rahat kullanan “açık toplum düşmanları” halklarına neler yaptığı en son Kaddafi örneğinde görülüyor.
Siyaset Hizmet İçin Olmalı, der Topçu, ama yaşananları görünce, nasıl “Yalan, Aldatmaca Üzerine Kurulan, İlkesiz, Acımasız Bir Çarka Dönüşmeye” devam ettiğini görüyoruz. Siyaset, Anadolu’nun güzel insanlarını öğüten, onları öz benliğinden uzaklaştırarak bir yerlere gelebileceğini, kazanabilceğini, şan ve şöhrete kavuşabileceğini söyleyen bir araç oluyor Türkiye’de. Ve biz, burada, değişim istiyoruz, ama Türkiye’deki gibi, diyenlere bunu anlatmakta zorlanıyoruz.
Lütfen, özellikle Yarınki Türkiye’nin daha güçlü ve müreffeh, liberal, demokratik ve laik bir Cumhuriyet olması için herkes projelerini hazırlasın, bir diğerinin ayağın sürçmesi için gayri- meşru ve hukuk dışı yöntemlere başvurmasın. Yoksa, Topçu’nun yıllar önce söylediği gibi, “Bugünün siyaset meydanında boğazlanan birliğimiz, dirliğimiz olacak.”

 

Prof.Dr. Mevlüt Uyanık /  Yemen Sana’a Üniversitesi

— Haber Lotus —

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.