Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Tesettür ve Vahyin Coğrafyası – Toplumu

Tesettür ve Vahyin Coğrafyası – Toplumu

tesettur2

Tesettür ahkâmı hakkında ilk husus vahyin coğrafyası ile ilgilidir:

Müslümanlar medine=şehir kurdular. Ancak bu şehir bir imar (umran) çalışmasının sonunda oluşmuş değildir. Yine bu şehrin “hadara” kavramının içini dolduran refah, terakki, kalkınmışlık ile ilgisi bulunmadığını mutlaka ifade etmek gerekir. Vahyin coğrafyası Müslümanlar için bugün vahiyle muhataplığımıza nazaran oldukça kısıtlı imkânlar sunmaktaydı. Örneğin Hz. Aişe (ra)’nin “ev”i 2,5 m2’lik bir hücredir. Bu konuda diğer sahabenin de benzer bir hayatı sürdürdüğü görülmektedir. Örneğin, Hz. Selman (ra) hakkında Kitabü’z-Zühd’de okuduğum şu rivayet aktarılır:

“Bir gün Hz. Huzeyfe (ra), Hz. Selman (ra)’a,  Ebu Abdullah, sana bir ev yapayım, dedi. Hz. Selman (ra) bu teklifi kabul etmeyince Hz. Huzeyfe (ra): Sana öyle bir ev yapacağım ki başını bir duvarına koyduğunda ayakların karşı duvara ulaşacak, kalktığında da başın tavana değecek, dedi. Hz. Selman (ra): “Şimdi oldu! Tam benim düşündüğüm gibi bir ev, diye karşılık verdi.”

Sahabenin bu davranışının arkaplanında Hz. Peygamber (asv)’in konumuna rağmen seçtiği hayat biçimini örnek alma endişesi bulunmaktadır. Nitekim,

Hz. Ömer (ra), bir gün Hz. Peygamber (asv)’in huzuruna girdi. Hz. Peygamber (asv), yattığı hasırın üzerindeydi ve yüzünün bir tarafında hasırın izi kalmıştı. Hücresinin bir köşesinde işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. Hz. Peygamber (asv)’in hücresinde bulunan eşyalar bundan ibaretti. Hz. Ömer (ra), bu manzara karşısında ağladı. Allah Resûlü niçin ağladığını sorunca da Ömer (ra): “Ya Resûlullah! Şu anda kisralar, krallar saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatarken, Sen, sadece kuru bir hasır üstünde yatıyorsun ve o hasır, Senin yüzünde iz bırakıyor. Gördüklerim beni ağlattı.” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv), Ömer’e (ra) şu sözü söyledi: “İstemez misin ya Ömer, dünya onların, âhiret de bizim olsun.”

Anlaşılıyor ki Medine’nin inşası yol, köprü, caddeler, alt ve üst geçitler, mağazalar, AVM-stadyum inşaatları ile tasarlanan günümüz kentlerinin oluşum mantığına benzememektedir. Vahyin coğrafyası günümüz Müslümanlarının kentlerinin coğrafyası gibi değildir. Bu nedenle Müslümanların tesettür ile ilgili tartışmalarda (aslında bütün tartışmalarında) “medine=şehir” coğrafyasının kendine özgülüğü meselesini hatırdan çıkarmaması gerekir. Vahiy, kesinlikle Roma-Londra-Paris gibi bir kente inmemiştir. Bu noktada şu söylenecektir. Hz. Peygamber tarım toplumunun ya da pre-kapitalist toplumun içinde vahye muhatap oldu. Eğer 21. Yy’da yaşayan bir peygamber olsaydı elbette zamanın teknolojisine ayak uyduracak, örneğin Mercedes-Bmw gibi araçlara binecekti. Bundan emin değiliz. Zira Medine şehir toplumunun hâkemi olduğu halde kayser ve kisraların yaşadığı hayatı reddetmekteydi. Kaldı ki içinden hicret ederek çıktığı Mekke Arap ticari kapitalizminin merkezi idi. Oysa Hz. Peygamber (asv)’in Medine’de ortaya koyduğu hayat standartları Mekke refah-terakki-kalkınmışlık seviyesinin bile çok altındaydı. Tesettür tartışmalarında bu hakikat es geçilmemelidir. Tesettür, medine=şehir oluşturma iradesi ile Mekke’den hicret etmiş bir Müslüman toplumsallığına indirilmiş ahkâmlardan biridir. Roma-Londra-Paris gibi bir kente inmemiştir.

İkinci husus vahyin kendisine indirildiği toplumla ilgilidir. Bazıları buna “vahyin indirildiği sosyoloji” de diyebilir. Hz. Peygamber (asv) kabilevî bir toplum yapısı içindedir ve çevresindeki Araplar da aynı toplumsal ilişkileri sürdürmektedir. Akrabalık ilişkileri mahremiyet alanını genişletmektedir. Örneğin Hz. Peygamber (asv) Hz. Ebubekir-Hz. Ömer-Hz. Osman-Hz. Ali (ra-e) ile kız vermek-kız almak denilebilecek ilişkiler nedeniyle akrabadır. Bu durum sahabenin tamamı için de söylenmelidir. Diğer taraftan Arap örfünde süt annelik müessesesi bulunmaktadır. Bu da akrabalığı tesis etmekte ve mahremiyet alanını genişletmektedir. Dolayısıyla vahyin indirildiği toplum setr-örtünme emrini modern toplumun algılayamayacağı bir “genişlik” içinde yaşamıştır. Bu şehir inşasının kaçınılmaz neticesidir. Modern zamanların Müslüman fertleri ne akrabalık, ne de süt annelik müesseselerini “vahyin indirildiği sosyoloji” gibi hayata geçirememektedir.

“Vahyin indirildiği sosyoloji”nin bir ikinci özelliği ise medine=şehir’in Müslümanların “toplum olmak” iradesinin mekânını (dâr’ını) arayışıyla da ilgilidir. Oysa modern Müslüman fertlerin tesettürü ile ilgili hareketleri taşradan kente, cemaatik yapılardan birey-toplum yapılara “dağılışı” ve dağınık bireyselliklerin kitle ruhunda yeniden birleştirilişini politize etmektedir. Bu nedenle modern zamanlarda Müslüman kadın “pardesümü giydiğim zaman dışarı çıkacağım” dediğinde haklıdır. O, aile-kabile-cemaat-akraba-mahalle’nin dışına çıkmak için örtünmektedir. Oysa “vahyin indirildiği sosyoloji” bu aile-kabile-cemaat-akraba-mahalle’nin varlığını korumakta ve hatta perçinlemektedir. Bu nedenle Müslüman kadın “dışarı” çıkmamaktadır. Çünkü mahallesi yine akrabalık ilişkileri nedeniyle hâlâ “içeri”dir.

Hicap ayetleri, kapitalizmin kentsel düzenine eklemlenmek için indirilmemiştir. Hicap, kadının tesettür kumaşının görünürlüğü olmadığı gibi, kadının örtüsü ile birey kimliğinin görünürlüğüne araç da değildir.

Lütfi Bergen

twitter.com/BergenLutfi

– Haber Lotus –

HLotus

One thought on “Tesettür ve Vahyin Coğrafyası – Toplumu

  1. Güzel bir yazı. Vahiy coğrafyası Mekke’de inen ayetler ve Medine. İslâm başından beri tevazudur kalbe ve akla gelen güzel bir esintidir. Onu dinlemek yitik bir hazineyi bulmak gibidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.